Bir Adam Yaratmak, Bir Buhranın Portresi - Değerlendirme Yazısı

0 yorumlar
Bir Adam Yaratmak, Bir Buhranın Portresi - Değerlendirme Yazısı

(Hans Holbein’in “Elçiler” tablosu)

Bir adam yaratmak, farklı girişimlerde bulunulmuş ise de Murat Çeri'ye kadar Mehmed Kısakürek nezdinde yapımına izin verilmemiş, 2026 Mayısında vizyona giren bir film. İzledikten sonra iyi ki de bu şekilde olmuş dedim. Film, Hüsrev adlı karakterimizin bir piyesinin çok beğenilmesi ve bir gazetecinin kendisiyle röportaj yapmaya gelmesi ile başlıyor.

Filmin alametifarikası ana karakterin varlık buhranını işleyen bölümleri ise de filmin başında ünlü bir edebiyatçının yazdıklarının kendisi için ne büyük bir mahremiyetsizlik ve ideal olamamaktan ileri gelen açmaza yol açtığı konu edilir. Bu noktada film, uyarlandığı "Bir Adam Yaratmak" piyesinin kurgusal zeminine oturmuştur. Bu girişten sonra olayların yüzeysel sebeplerinin arkasında "Bir adam yaratmak" gayesini taşıyan ana karakter üzerinden var edilenden ayrılma teması işlenir. İlerleyen sahnelerde işlenecek olan bu tema, babası intihar ederek kendisinden ayrılmış bulunan karakterimizin "beden ve ruh" ile "var edilen ve ötesi" arasındaki ayrılmaz ilişkiye dair sarsıntılarıyla güçlenir. Gerçekten de buhranın bir nihayete ermesi mümkün gözükmemektedir çünkü Hüsrev farkına varışlarının bedelini nihayetsiz bir acı hissiyle ödemeye mecburdur.

Ana karakterin açmazı büyürken, dünyayla irtibatı gittikçe azalır. Farkına vardığı, olamayışlarında zuhur eden yeni varlık algısı onu bu duruma sevk etmektedir. İnsana dair pek çok kabulü sorgular Hüsrev. Dost ve düşman kavramlarının soyutluğu ve iç içeliği üzerinden buhranı derinleşir. Benliğinin mevcudiyetini, kaybetme korkusuyla en derinden hisseder. Bu "Her şey olurum yok olamam." sözleriyle filmde ifadesini bulmuştur. Babasının intihar etmesinin sebebini öğrenmek ister. Sanki buhranının cevabı ondadır.

"Bir adam yaratmak" teşebbüsünün, kendi varlığı herhangi bir nesnenin varlığının ötesine geçmeyen insan için ne büyük bir iddia olduğunu fark eden Hüsrev, düşmanlarının takibinden kaçamaz. Hans Holbein'in 1533 tarihli sözde "Keşifler Çağı" dönemine ait tablo bir karede birebir canlandırılarak teknoloji ve bilime dayanarak dünyaya hakim olma iddiası taşıyan akıl, son derecede vurucu şekilde gösterilir. Filmin akışı boyunca birkaç kere tekrar eden camların kırılmasına ise gerçeğin tezahür etmesiyle sahte olanların yitip gitmesi olarak bakıldığı takdirde, aslında algıların dünyasında yaşadığımız en çıplak haliyle hissedilir. Son paragrafta spoiler denilen filmden bilgi içeren değerlendirme yapılmıştır.

Mikro düzeyde bakıldığında, karakterlerin arka plan verilmeden kurgulanmasına karşın vicdan temelinde ikiye ayrıldıkları söylenebilir. Bu tür bir kurgu ise geçmişlerinin işlenmesine gerek bırakmaz çünkü vicdan her anda iz bırakan bir pusuladır. Bu açıdan Selma ve Zeynep örnekleri yeterlidir. Selma kimseyi incitmeden, Arapça anlamıyla yolcu, dünyada bir misafir misali bulunurken Zeynep benliğinin dehlizlerinde kaybolmuş ve incelikten yoksun bir kadındır. Hüsrev bunu fark ettiğinde kendi aldanışını da fark eder. Son olarak Necip Fazıl nezdinde bitmek bilmez yergiler ve övgüler, yere çalmalar ve göğe çıkartmaların ışığında düşünüldüğünde Hüsrev bize adeta şöyle demektedir: Ben de sıradan bir insanım; düşünen, hisseden, hata yapan...