İslamlaştıramadıklarımızdan mısınız? Peki neden?
Modern insan ve İslam konusu, bir problem. İslamlaşamamak… Problemin kaynağı kim? Dini yaşamayan, ya da anlatamayan dindarlar mı yoksa onlar anlatıyor da; sorun ilgilenmeyen ve anlamayan “modern” insanlarda mı?
Hız, haz, ego, görünürlük, acelecilik, düşünmemek, derin duygulara vakit ayırmamak vb gibi temel nitelikleri var bu çağın ve yeni kuşağın. Her biri bir başka tür "bağımlılık".
Bu nitelikler fıtrata da aykırı.
Bu sebeple tam da Kur'an-ı Kerim'in kınadığı nitelikler.
Dinin akide ve ibadetler konusunda revizyonu mümkün değil. O zaman din kalmaz zaten. Akide ve ibadet, tam aksine düşünmek, derin hissetmek, ulvi hazları tatmak üzerine kurulu. Kur'an-ı Kerim sekîneti tavsiye ediyor.
Bazı tespitler şöyle sıralanabilir:
- "Dindarlar, dini önderler, modern çağın okuyamıyor" kısmen doğru. Zira bu modern çağı okuyamayan dindarlar, çok defa modern imkanların müthiş bir kullanıcısı, tüketicisi. Bilmiyorsa nasıl bu denli etkin kullanabiliyor? Belki dönüştüremiyor, ulvi/İslami amaca uygun kullanmayı beceremiyor denebilir. Zira bir modern birey olarak, dindar da nefsiyle, egosu ve hazlarıyla malül. O da bir “bağımlı”
- Bu çağda dindar kalmak, müttaki olmak, müslüman kalmak, akıntıya direnmek demek. Zira modern imkanlar bir tufan gibi, sirayet etmediği zemin ve zaman yok. Bu da yüzeysel, geçişken bir dindarlık, konjonktürel bir ahlak olgusunu doğuruyor.
- Hz. Peygamber’in geldiği dönemdeki Cahiliye insanı ve modern insan sıklıkla karşılaştırılır. Bu kısmen doğru olsa da yine ciddi bir anakronizm barındırır. "Zira hız ve haz" cahiliye döneminde yoktur. Cahiliyede haz, yerel işret alemleri ile mahduttur. Kötülükler bunca küresel değildir. Enformasyon bunca yoğun değildir. Modern insanı malul kılan özellikler, cahiliye döneminin çeldiricilerinden çok daha kolay, erişilebilir ve bu yönüyle çetindir. Günümüzde her nevi günah, son derece külfetsiz şekilde bir telefon kadar yakındır.
- Dindarlar, evet, zihniyet dönüşümü yakalamalılar. Zaten kullanmakta oldukları modern imkanları, Allah rızasına uygun şekle dönüştürmeliler. Zor olanı yapmalılar: düşünmeli ve düşünceye, derin hissiyata davet etmeliler.
- Tüm suç dindarların/müslümanların değil. Bilakis onlar da bu durumdan mağdur ve mustarip. Peygamberlerin bile zellelerini kabul eden bir itikadın mensupları olarak, dindarların günahsız birer melek yahut mekanik bir cihaz gibi davranmasını beklemek mantıksal açıdan tutarsızdır. Dindarların özeleştiriler, değersizlik, yetersizlik hissine dönüştüğünde, depresyon ve aşağılık kompleksine dönüşür. Bu da nefis muhasebesinden beslenen bir tevazu yüceliği değil, patolojik bir zillettir. Elbette dindarların hem kendilerini, hem başkalarını kurtarmaları beklenir. Zira mesul oldukları İslam bunu emretmektedir.
Gelelim yazımızın en başına. Hız-haz-görünürlük çağında etkili müslüman olmak nasıl mümkün?
Bir sorunu çözmek istiyorsak, önce teşhisi doğru koymak gerekir. Bunun için de gerçekçi olmak gerek;
Haz ve hız sınırlanmadan çözümü mümkün değil. Uyuşturucu almaya devam eden bir kişiyi, uyuşturucuyu kontrollü bir süreçle azaltmadan tedavi edemezsiniz.
Konuyu zor bir soru ile gönüllerinize bağlayalım;
"Hz. Peygamber, neredeyse tamamı bağımlı olmuş, görmeyen, duymayan, düşünmeyen, bir topluma nasıl yaklaşırdı?"
Bu kuşağı doğuran toplumsal ve sistemsel mekanizmalara ne derdi.
Buyrunuz efendim, biraz da siz gönül yorun.