Yazı Yazmıyorum
Yazı yazmıyorum aslında ben. İçimde, dışımda o yazıları arıyorum. Kamerayı öylesine gezdirmiyorum ortalıkta. Arada bir görünen o kareyi; bulmaya, anlamaya uğraşıyorum. Bazen onlar bulsunlar beni diye bekliyorum.
Tersine aramalar bunlar. Adımlarım dikine gitse de tersine aramalar. Adımı tersten söyleyip çağrılsam kalabalık bir yerde; ‘Öyle olmuyor.’ diyorum. İsimler ve cisimler değil, olgular ters. Geçmişi, gelecekte ararken şimdiye düştüm. Uykuyu uykuda aramıyorum; uyanıkken arıyorum onu. Rüyayı uykuda değil, hayalde buluyorum. Sözü beton kazıklara bağlamak değil; bütün bağlarını çözmektir onu aramak. Yeni bir inşaat için, eski ne varsa yıkıp kaldırmak gibi. Taşta mı, betonda mı, ağaçta mı ararsın bir evi?
Hiç güleceğim yokken gülüyorum. Hiç gideceğim gelmemişken, yola çıkıyorum. Şiiri söylemiyorum ki; içiyorum şiiri. Mevzum yok bu yüzden benim; mevzuların ağına çekilmem var.
Kendime anlatıyorum, yazıyorum, çiziyorum; yani yaşıyorum romanları. Bilmediğim kısmına gitmeye çalışıyorum sonraki günlerde hadiselerin.
‘Kuşlar mı, bebekler mi daha sevimli?’ diye sormuyorum. Bütün bebekler kuştur çünkü.
Bildiğini aramaz insan, bildiğine gider. Uğraşınca ortaya çıkıyor sanat binası. Malzemenin dilini bilip onunla söyleşirken.
Gelsin diye bir köşede beklemek mi, arayanın yoluna varmak mı işleri hızlandırır?
Oradan hızla geçmek yerine; durup o çiçeğe bakmaktır, onu aramak. Arılar böyle arı oluyor. Bütün bitki ve hayvanların bir alanı var. Yavrularını beslemek için o alanı turlar avcılar. Dağ keçisi; yamaçları, uçurumları, kayalıkları yurt bellemiş; oralarda arıyor ve buluyor kimsenin erişemeyeceği otları, sürgünleri, yaprakları, tomurcukları.
Peki biz nerede arıyoruz şiiri? Kalbinde arıyorsan şiiri; kalp ülkesini, gezip dolaşman lazım boyna. Baktın bulamadın, bomboş kalbinde onun izini; başının içinde bir yere yuva yapmış, orada çoğalıp soyunu sürdürme derdinde olabilir şiir. Yediğin, içtiğin şeylerde mi? Gezip dolaştığın yerlerde onun ayak izlerini takip etmiş olabilirdin, baksaydın dikkatle. Ya dinlediğin seslerin, müziklerin, konuşmaların ardına gizlenmişse… Okuduğun, izlediğin şeylerde bile yoksa; eylediğin şeyler miydi irdelemediğin? Olayların hışırtılı ayak izleri, rüzgarlı savruluşları da mı şiiri getirmedi yanına? Ya geçmiş… Geçmişi deşmek yerine, onu ağırlamak olmalıydı işin. Hiçbir misafir deşilmek istemez sanırım. ‘E şıkkı, hiçbiri’ mi? Sana yaşamamayı kim öğretti?