Avrupalının Dünyası I - 16. Yüzyıl Sonunda Dünyamız

0 yorumlar
Avrupalının Dünyası I - 16. Yüzyıl Sonunda Dünyamız

Öncelikle bu seride hedeflenen yalnızca, modern dünyanın siyasi alanda inşası bağlamında ‘dünya algımıza’ dair kısa değerlendirmeleri dercetmektir. 

Dünyanın, Greenwich meridyeni merkeze alınarak kabul ettiğimiz şekliyle Doğu kısmında yer alan geniş coğrafyayı, modern dünyanın şekillenmeye başladığı 16. yüzyıl sonu itibarıyla düşündüğümüzde şöyle bir panorama karşımıza çıkar: Avrupa; batıda 9. Batı meridyeninde Lizbon’dan, doğuda oluşum aşamasında olan “Kıta İmparatorlukları” ile sınırlanan, kilise hâkimiyetinin kıta Avrupasında asli unsur olarak varlığını sürdürdüğü merkez Avrupa ve kuzeyde şekillenen Britanya ve yeni ticaret devletlerinden müteşekkildi. Doğu Avrupa’nın siyasi manzara bakımından dışarıda tutulması gerektiği kolaylıkla anlaşılabilir.

Şimdi sırayla 21-31° Kuzey enlemleri ve 35-39° Doğu meridyenleri üzerine oturan coğrafyayı merkeze alarak bakalım çünkü bu coğrafya Mekke ile Kudüs arasında dar bir bölge tanımı olmaktan fazlasını, dünyanın eski ve yeni ticaret rotalarının geçtiği ana kesişim noktasını ve İbrahimî dinlerin odak noktasını oluşturur. Aslında bu yazıda değinemediğimiz koordinatlar meselesi bağlamında düşünürsek bu bölgede bir noktanın Greenwich yerine merkez meridyen seçildiği takdirde batı ve doğu yönünde geçmişten günümüze insanlığın çoğunun yaşadığı geniş coğrafyanın çok daha dengeli bir şekilde iki meridyen sistemi (Doğu ve Batı meridyenleri) arasında dağıldığını görebilirdik.

Nüfus ve politik manzara açısından hudutlarını çizdiğimiz ekvatorun kuzeyindeki bölgede, Asya’da, 16. yüzyıl sonu itibarıyla Ming Hanedanının hakimiyeti batıda sembolik bağlarla 77°Doğu meridyenine ve doğuda 143° Doğu meridyenine, yani Pasifik kıyısına uzanıyordu. Ona sınırdaş olmayan ve bugünkü Keşmir problemine temel oluşturan Hindikuş Dağları, Himalayalar ve Karakurum dağlarının bulunduğu yüksek bölgenin güneyinde ise Babür Devleti yer almaktaydı. Doğu sınırı Bengal Körfezi’ne, kuzey sınırı Tibet Platosu’na komşu olan 92° Doğu meridyenine uzanan; batıda ise yüzyılın başında İran’a hâkim olmuş Safevilere, yani 44° Doğu meridyenine ulaşan Babürler, 19. yüzyılda modern insanların(!) gelişine kadar hakimiyetini sürdürmüştür.

pasted-image.png

pasted-image.png

İran’ın batısında genişlemeye devam eden Osmanlılar ise güneyde Hint Okyanusu’na uzanan bir hâkimiyet tesis etmişlerdir. Bu yüzyılda politik görünüm açısından Avrupa’nın dışında tuttuğumuz Doğu Avrupa yönlü seferlerini başarıyla sürdüren Osmanlılar kuzeyde yeni şekillenen Rus Çarlığı ile aralarındaki ilişkileri Kırım Hanlığı üzerinden tesis etmişlerdir. Fas’a hakim olan Saadiler dışında Kuzey Afrika da Osmanlı Devleti’ne katılmıştır.

Güney yönlü seferlerle Hindistan ve ötesini keşfederek “Sömürgeciliğin Başlangıcı” yolunda adım atan Avrupalılar ise henüz Amerika kıtasında kurdukları sömürü düzenini bahsettiğimiz coğrafyada kapsamlı şekilde tesis edememişlerdi. Kuzey Yarımküre’nin doğusunda hâkim olan adı geçen büyük devletlerin, merkeze aldığımız Mekke-Kudüs arasındaki kutsal bölgeye paralel uzandığını; Türkistan Hanlıkları ve Rus Çarlığı’nın ise 37°Kuzey enlemleri ile yaklaşık 80°Kuzey enlemleri arasında yer aldığı görülür.

pasted-image.png

Bu yüzyıla Avrupalıların kendi içlerinde yaşadıkları reform hareketleri, teknolojik ilerlemeler ve denizaşırı sömürge yarışı damgasını vurdu diyebilir miyiz? Uzun uzadıya panoramasını sunduğumuz coğrafya için cevap net bir hayır olur. Öyleyse 11. yüzyıldan itibaren Müslümanlarla yoğunlaşan ticari faaliyetler ve sonraki yüzyıllarda İtalyanların, ardından farklı bölgelerden bankerlerin kurduğu kırılgan finansal sistem Avrupa ticareti açısından önem arz etse de Hindistan’dan gelen mallar asıl farkı oluşturacaktı. 

Girişimciler, Orta ve Kuzey Avrupa şehirlerine Hindistan’dan getirilen malları İspanya ve Portekiz limanlarından, iç kanalları da kullanarak, ulaştırıyorlardı. (Bu konuyla ilgilenenler için “Fiyat Enflasyonu” (Price Inflation) fenomeni önemlidir.) O dönemde bütünlük arz etmeyen seküler Avrupalı kimliği, İtalyan Rönesansı ile olduğu kadar ticari faaliyetlerin İtalyan şehirlerinden Kuzey Avrupa’nın yükselen merkezlerine taşınmasıyla da şekillenmeye başlayacaktı. Bununla birlikte bu yüzyıl için önemli olan asıl şey, Avrupalı kapitalistlerin henüz hem kıta içinde işçi emeğini sömürmeye hem de coğrafi sınırlarını çizdiğimiz coğrafyayı sömürmeye muvaffak olamadıklarıdır. İşte Avrupa’da gerçekleşen Kapitalist hikayenin kapsadığı 4 milyon km² alanın dışına taşarak zamanla belli ölçülerde 30 milyon km² üzerinde bir alana yayılan, yaşadığımız topraklardan Japon adalarına uzanan bir coğrafyaya etki etmesi ve onu yeniden tanımlaması sonraki yüzyıllarda gerçekleşecektir. 


Kaynaklar:

Henri Pirenne, Kavimler Göçü’nden XVI. Yüzyıla Kadar Avrupa Tarihi