Belirsizlik Kültürü

0 yorumlar

Günümüz Türkiye toplumunda belirsizliğin oluşturduğu yanıltıcı güvenlik algısından söz etmek gerek. “Belirsizlik” herkes için bir güvenlik alanı olarak işlev görüyor. Alıcı için, satıcı için; işçi ve patron için, ev sahibi ve misafir için; buluşma saatlerini ve sözleşmeleri belirlemek için de belirsizlikten yararlanıyoruz. Çünkü belirsiz olmak, iki taraf için de “istediği gibi davranma” özgürlüğü sağlıyor. Kaçacak bir kapı, yoruma ve yanlış anlamaya müsait bir hareket alanı: belirsizlik.

Bir iş için konuşulduğunda yazıya dökülmemesi, başlı başına bir belirsizlik alanı. Sözleşmelerde çok defa yazmak yerine konuşmakla yetiniyoruz. İşlerimizi yaparken doğabilecek aksaklıklar için, daha en başından peşin peşin sözün unutulmaya müsait doğasına kaçıyoruz. Konuşma anında iki taraf da iyi niyetli ve birbirini doğru anlamış olsa bile, zaman ve şeytan aleyhimize çalışıyor. Belirsizlik, şeytana malzeme çıkarıyor.

Belirsizlik kültürü o kadar baskın ki hayatımızda sözleşmelerinin yazıya dökülmesi de çözüm olmuyor. Yazılı sözleşmelerde iyi tanımlanmamış maddeler bir problem. Yer, zaman, işin mahiyeti, tanımı, tarafların sorumlulukları, teslim tarihi, işin istenen tarih ve şartlar dahilinde teslim edilmemesi halinde tarafların güvenceleri çoğu zaman net olmuyor.

Yazılı sözleşmelerde mevcut olan, fakat uygulamada olmayan maddeler yine bu belirsizlik kültürüne dayanıyor. Madem uygulanmayacaksa, o maddelerin sözleşmede yazılı olmasının anlamı nedir? Maddeyi koyan taraf, “ya sıkıntı olursa” diye bulunduruyor yani aslında tam güvenmiyor. Diğer taraf “umarım sıkıntı olmaz, sorun olursa böyle bir hakkı var” diyor, karşı tarafa güvenemiyor. Ya da yüksek risk alıyor. Sonuç olarak iki taraf da belli belirsiz bir güvene dayanarak hareket ediyor. Süreç sonunda çok defa kalp kırgınlıkları, hayal kırıklıkları ve zarar gören taraflar oluyor.

Yazılı sözleşmelerin barındırdığı bir başka belirsizlik alanı sayfalarca süren, okunmayan, okunması mümkün de olmayan sözleşmeler… Belirsizlik kültürünün bir başka uzantısı. Oysa net olmalı değil mi herkes?

Belirsizlik kültürünün bir sebebi sözleşme geleneğimizin oturmamış olması belki de. İnsanlar sözleşme yapmaya alışkın değil, iş/hizmet veren ve hizmeti satın alan kişi nesnel bir iş/hizmet üzerinde değil, kendi hayallerindeki şeyi satıp-alıyorlar. Belirsizliği gidermek için, iki tarafın da anlayabileceği net maddeler gerekiyor.

Toplumumuzda belirsizlik, bir “güvenlik” alanı olarak değerlendiriliyor. İşimizi tam yapmazsak, ya da karşı taraf tatmin olmazsa “öyle konuşmamıştık”, “öyle anlamamıştım”, “sen yanlış anlamışsın” diyebilmek, bizim için bir kaçamak alanı.

İşte tam da bu sebepten kimse kendini işini sağlam yapmaya zorlamıyor. Oysa “net” sözler vermek ve sözünde durmaya azimli olmak, işlerin ciddiyet kazanmasına vesile oluyor.

Kendimize ve birbirimize güveniyorsak, net olmak kaybettirmez, bilakis güven, huzur, zaman ve güçlü dostluklar kazandırır. Toplum olarak şahsiyetimizin ciddiyeti ve işlerimizin kalitesi artar.