Görünürlük Ahlakı

0 yorumlar

İnsan, bir can, bir bedenden ibaret. Sabah sağ ve sağlam bedenle güne yeniden doğduğumuzda, görmek kadar doğal bir süreç daha başlar: görünür olmak. Çok defa bilmeden ve fark etmeden başlayan görünürlük süreci.

İnsan farkına varınca nasıl göründüğünün, önemseyince görüntüsünü, iki de niyet yeşeriyor: Başkasına “görünmek için yaşamak” ya da “yaşadığı için görünmek”. Başkalarına görünmek için yaşamak , aslında kendine yabancılaşmasıdır insanın.

Riya görsünler diye; süm’a duysunlar diye yapmak demek. Modern çağda insan, görmeseler duymasalar, kendini yok sanıyor. Oysa biz, gözden, kulak ve dillerden uzakta kendi halimizde de varız. Saçımızı tararız her insan gibi ve insan olduğumuz için giyiniriz.

Güzel görünmekte ne sıkıntı olabilir?

Ama görünmekten gaye nedir?

İnsan kendi için, kendini gören Basîr Teâlâ için giyinir. Namaza giderken, ziynetlerini, güzel kıyafetlerini bürünür ve güzel koku sürünürse, bu bir tazimdir; sevaba dönüşür. Yüce Allah elbette suret ve kıyafetlerimize bakmaz. Ama o kıyafetleri niçin, ne maksatla büründüğümüze bakar.

Ayıplarını göstermek istemez haysiyetli kimse. Zaaflarını saklar. Bu da insanca bir tutum.

Peki ya ayıplarla övünmek? Hayvanlar bile ayıplarıyla övünmez.

Çirkin görünmemek kadar şer dolaylarında dolaşmamak da mühim. Nâmı kötü mekânlarda görünmek, töhmeti çekmek de nâhoş. Mümin, fiziki manzarasına dikkati kadar, göründüğü mekânını da seçen kişidir.

Ayıplarını ulu orta işleyen kişiden de gösteriş için yaşayan kişiden de hayır gelmez.

Bir canımız, bir de bedenimiz var şu hayatta. Yaşarken görünürüz. Ama fani kullar için değil, Hak Teâlâ için görünürüz.