Yüksek Öğretim Reformuna Dair : Bir Paradigma Dönüşümü Çağrısı

0 yorumlar

Bazı reformları yüksek sesle konuşmak gerekiyor. Zira her reform zaman alıyor. İhtiyacın fark edilmesi, zihinsel dönüşüm, alt yapının kurulması, gerekli insan kaynağının yetiştirilmesi uzun emekler istiyor.

Konunun 2 ana eksenine dikkat çekeceğiz. Birisi ilahiyatların hantallaşan yapısı. İkincisi üniversitelerimizin ultra-seküler karakteri.

İlahiyatların hantallaşan yapısını anlamak için tarihsel serancamı bir tasvir etmeliyiz. İlahiyatların tarihsel serüveni Osmanlı dönemi mektep-medrese ayrımına kadar gidebilir. Osmanlı’nın son döneminde Daru’l-Fünün ilahiyat fakültesi kuruluyor, Cumhuriyet kurulduktan kısa bir süre sonra kapatılıyor. 1950 yılında Ankara ilahiyat fakültesi ve diğer bazı şehirlerde İslam enstitüleri kuruluyor. Daha sonra bu enstitüler ilahiyat fakültelerine çevriliyor.

İlahiyat fakülteleri bünyesinde Din Kültürü Öğretmenliği bölümü açıldı, bir ara eğitim fakültelerine taşındı. Sonra tekrar ilahiyat fakültelerine alındı. Daha sonra kapatıldı. İlahiyat içinde Yaygın Dünya Dinleri, İngilizce ilahiyat bölümleri açıldı, kısa bir süre sonra kapatıldı. İlahiyatlardan farklı bir muhtevada olsun diye, İslami İlimler Fakülteleri açıldı, kapatıldı ya da ilahiyata dönüştürüldü.

İlahiyat fakültelerinde yetişen lisans mezunlarının, din hizmetlerinde verimlilikleri düşünce Diyanet İşleri Başkanlığı Yüksek Din İhtisas merkezlerini kurdu. Burada müftü ve vaiz gibi üst düzey görevlilerini hizmet içi eğitime almakta.

En son Diyanet İşleri Başkanlığı din hizmetleri için Diyanet Akademisini ve Milli Eğitim Bakanlığı da eğitim hizmetleri için öğretmen akademilerini kurdular. Yani devlet üniversitelerinde verilen lisans eğitiminde kalite o kadar düşük ki, yine devletin kurumları devlet hizmetlerini yürütebilmek için ayrı akademiler kurmak zorunda kalıyorlar.

Konumuz özelinde; ilahiyat eğitiminin ıslahı için üç temel ihtiyaç gözetilmek durumunda. Yoksa kalıcı bir çözüm pek mümkün değil.

1- İslam ilimleri ihtisası,

2- Felsefe ve din bilimleri ihtisası

3- Din hizmetleri ve eğitim hizmetleri...

İkinci Meselemize gelince;

İlahiyatlar başlı başına üniversite olacak müfredatı okutmaya çalışıyor. Halbuki mesela sadece klasik ve akademik alt dallarıyla hadis ilimleri bir fakülte lisansını dolduracak kadar geniş. İlahiyat fakülteleri felsefe ve din bilimleri, temel İslam ilimleri, eğitim bilimleri ve din hizmetleri eğitimi bir arada verilmeye çalışılıyor. İlahiyatlar din psikoloğu, manevi danışman, öğretmen, imam, Kur’an Kursu öğreticisi, din sosyoloğu, felsefeci, Arap dili belağatı uzmanları, Temel İslam ilimleri uzmanları vb. yetiştiriyor.

Oysa mesela iktisat/ekonomi bilimi ve fıkhın birleştiği kavşakta kurulan, İslam İktisadı ve Finans Bölümü çok önemli bir ihtiyaca hitap ediyor.

Psikoloji fakültelerinde İslam psikolojisine, tasavvufa ne kadar yer veriliyor? Fakülte öğretim üyelerine, öğrencilerine sorulsa hepsi Müslümandır. Din psikolojisi bile neredeyse ilahiyatlara "terkedilmiş" durumda. Belki psikoloji, din psikolojisi, İslam psikolojisi ve tasavvuf birleşerek bir İslam psikolojisi fakültesi;

Hukuk ve fıkıh birleştirilerek bir İslam Hukuku fakültesi oluşturulmalı. Örnekler artırılabilir. Köklü bir üniversite reformu lazım.

İktisatçılar İslam iktisadının esaslarını, psikologlar İslam'ın insan tasavvurunu, sosyologlar mesela İbn Haldun'u bilmiyorsa bunlara müslüman bilim adamı denir mi? Eğer her uzman, kendi alanındaki birikimi iyi kavrarsa, İlahiyatlar da yamalı bohça olmaktan çıkar. Kendi alanlarına uzmanlaşırlar.

Bazı reformları yüksek sesle konuşmak lazım. Tüm fakültelere İslam geleneğindeki ilmi birikimin ve İslam esaslarının paradigma aşısı vurulması lazım. Batı'nın seküler, pozitivist bilimsel yaklaşımlarından artık İslam medeniyet mirasıyla barışık bir yüksek öğretim sistemine geçmemiz gerek.

*

NOT: Konunun kaliteli ilahiyat eğitimi, din hizmetleri, din eğitimi, uluslararası ilahiyat üretimi, nitelik, vb. boyutları elbette müstakil tartışılmayı hak ediyor.