Topyekün Savaş

0 yorumlar

Gazze savaşı yüreklerde derin izler bıraktı. Maalesef ateşkes sebebiyle Gazze’de yaşanan acılar gölgelendi. Oysa gündemimizde Gazze ve diğer tüm mazlum coğrafyalara yer olmalı. Buradan topyekün savaş kavramı ve İsrail’in cinayetleri üzerinden kısa bir ufuk turuna çıkalım.

Öncelikle savaş ve barış dönemi olarak iki durumdan bahsedelim. Savaş zamanında daha aktif öneriler üzerine konuşmak gerek belki. Barış sürecinde de yapılacak şeyler var. Barış zamanında da, savaş yokken de Müslümanlar askeri ya da sivil amaçla olsun, gelişmeye ve hazırlıklarına devam etmelidir. İki sebeple: birincisi zaten Müslüman dünyayı imar etmeyi bir görev bilir. İkincisi; Müslüman güçlü olmalıdır ki, bildiği ve bilmediği düşmanlarını korkutsun.

Topyekün savaş kavramı bu anlamda önemli. Topyekün savaş kavramı, sivil ve askeri ayrımının kalmaması demek. Sivil alt yapının da “askeri hedef” olarak değerlendirilmesi demek. Birinci dünya savaşında fiilen ortaya çıkan bir durum. Batılı imparatorluklar, varoluş mücadelesi olarak değerlendirmişler, tüm imkanlarını savaşı kazanmaya seferber etmişlerdir. İkinci dünya savaşında zirveye ulaşan bu yaklaşım, fabrikaların, demiryollarının ve işçilerin, savaşı sürdürmeye destek oldukları için “askeri hedef” olarak değerlendirilmesine sebep oldu. Bu anlamda ekonomik unsurlar, enerji alt yapısı, hatta -son İsrail’in Gazze vahşeti örneğinde olduğu gibi- dini yapılar ve sağlık hizmetleri ve sistemleri bile “askeri” olarak değerlendirilir.

Bu yaklaşım, herhangi bir değer gözetmeyen ordular açısından “doğru” olarak nitelenebilir. Ancak Müslümanlar için mesele bu kadar basit değil. Müslümanlarca her ne olursa olsun, savaşın Allah rızası için ve O’nun rızasına uygun şartlarda yapılması gerekir. Savaşın bir ahlakı, bir kurallar silsilesi vardır. Siviller, masumlar öldürülmez. Müslümanlar için, savaşta yegâne hedef askeri unsurlardır. Sivil unsurlar, savaşa açık bir şekilde iştirak etmedikleri sürece silahların hedefi haline getirilemez. Bu anlamda batıda geliştirilen topyekûn savaş kavramı, biz Müslümanlara uymaz. Ancak bu kavramı Müslümanlar için, savaş öncesi ve sonrasındaki gerilim zamanlarındaki çalışmaları kapsayacak şekilde, topyekûn mücadele şeklinde veya farklı şekilde formüle edebiliriz.

Müslümanlar açısından; topyekûn mücadelenin, ekonomik ambargo, boykot, bilimsel-teknolojik rekabet veya psikolojik savaş gibi yönleri sorun olarak görülmeyebilir. Ama sivillerin zarar görmesi, mazlumların öldürülmesi başka bir boyuttur. Sivil unsurlar, silahların değil, olsa olsa ekonomik-siyasi-kültürel ambargo ve boykotlara hedef olabilir.

Sonuç şu; karşısında değer gözetmeyen düşmanları olan Müslümanlar; “değerli” kalmalıdır.

Müslüman, ister savaş zamanı olsun, ister barış zamanı; rehavete kapılmamalı, konfora teslim olmamalı; daha fazla ve daha verimli çalışmalıdır.