Camillus’un Gerçekliği Tartışması Işığında Postmodern Tarihçiliğin Eleştirisi ve Tarih Biliminin Olanaklılığına Savunu

0 yorumlar

Fransız devrimi idesi Napolyon’a gerçekten çok şey borçludur. Zira onu kemale erdiren onun seküler militarizmi olmuştur. Başka sebepler olmakla beraber bu ide, Almanların dünyaya armağan ettiği aydınlanmayı o kadar çarpık bir gelişime sürüklemiştir ki, yargıgücünün ilkelerine göre olanaksız olan onlarca fikir tarihselcilik illüzyonuna atıf yaparak kendilerini “Fransız devrimi sonrası yeni dünyaya” isnat etmişlerdir. Günümüzde ise diyalektikle ortaya çıkmış o “yeni” fikirler, yine diyalektikte eriyerek dünyayı koca bir buhrana sokmuşlardır. Postmodernizmin tarihini ele alacak bir çalışmanın aşırı derecede uzun geniş ve kapsamlı olması gerekir. Ancak postmodernizmle ortaya çıkmış başka bir kavram olan postmodern tarihçiliği ele alacaksak, bu durum ihtisara daha fazla olanak sağlamaktadır.

Biz kesinlikle tarihselciliği ya da yeni tarihçilik kavramlarını değil, o kavramların çarpık kullanımıyla teşekkül etmiş marjinal tasavvurları reddediyoruz. İlk defa oryantalistlerle başladığı söylenebilecek bu “akım” bir sürü döneme farklı şekillerde bulaşmışsa da kaynak eksikliği ve güvenilmezliğinden dolayı antik çağa dair açılmış “postmodern” tartışmalarda “marjinallerin” işleri çok daha kolaylaşmaktadır. Bu tartışmaların en incelenmeye değer olanlarından birisi de kendisine Roma’nın ikinci kurucusu olma atfedilen, Galyalıların istilasını durdurmuş M.Ö. 5 ve 4. Yüzyıllarda yaşamış büyük Marcus Furius Camillus’un ya da kendisine atfedilen başarıların gerçek değil de hayali olup olmadığıdır. Allah’ın izniyle bu yazıda bu tezin ve tezin sahiplerinin ne kadar zayıf olduğunu göstereceğiz.

İşin aslına bakılırsa, ispat kavramının kendisi zorunlu olarak sentetiktir. Bundan dolayı İstidlal edilen nesne empirik olduğu anda ise apodiktiklik düşer. Nitekim böyle bir durumun olmadığı tek ilim matematiktir, onun nesneleri de hiçbir zaman doğayı tam olarak karşılamaz. Bu durumun tarih ilmindeki tezahürü şudur: Tıpkı sahabelerin hadis uydurmadığının eksiksiz biçimde ispat edilemeyeceği gibi, yukarıdaki koşulları taşıyan, keyfiyet ve mahiyete açık her konunun taciz edilebileceği en az birkaç zayıflık vardır.  Allah ruhuna rahmet etsin, İbn Rüşd insanları burhan ehli, cedel ehli ve hitabet ehli olmak üzere üçe ayırırdı. Açıkça görülüyor ki cedel kaygısıyla istismarda bulunan korkak ve alçakların burhanda yeri yoktur. Biz şunu öneriyoruz: sırf olanaklı diye tasavvurun diğer cüzlerini doğrudan nakzeden tasdikler ile ilim olunmaz. Tıpkı İslam fıkhında olduğu gibi, tarihte de İcma delil sayılmalıdır zira o dönemdekilerin ve sonra gelenlerin binlerce senedir doğru kabul ettiği durumları bugün “yetersizlikten” dolayı tartışmaya açmak marjinallik ve cedelcilikten başka şey değildir.

Camillus’un gerçekliğini sorgulayanların delilleri şunlardır:

1.      Kendisinden bahseden çağdaş kaynak olmayışı (sadece Livius ve Plutarkhos’ta geçer)

2.      Kendisinden en detaylıca bahseden Titus Livius’un fanatik bir Romalı olması ve eserinde mitolojik/zayıf rivayetlerin bolca yer alması

3.      Kendisine atfedilen kariyerin bazı ilginçlikler barındırması

Bu delillerden ise birtakım milliyetçi sebeplerden dolayı kendisine atfedilen başarıların muhtemelen uydurma olduğu sonucuna varmışlardır.

Öncelikle M.Ö. 4. Yüzyıldan günümüze kaç tane “çağdaş kaynağın” ulaştığını sorgulamamak, Aristoteles’e atfedilen metinlerin bile aslında öyle olup olmadığı yüzyıllarca tartışılmış bir dönemi kesinlikle yanlış değerlendirmek olur. O halde şiddetle şu ihtimal vardır ki, “günümüze” ulaşmayan ancak Camillus’tan bahseden daha eski kaynaklar olabilir. Plutarkhos, 120’de ölmüş Yunan ve Platoncu bir filozoftur. Eseri paralelloi bioi’de kendisinin olayların zaman ve mekanlarını aktaran bir “tarihçi” olmadığını, ancak olayların ve kişilerin gerçek mahiyetlerini sorguladığını iddia eder. Kendisi yeri geldiğinde rivayetlere dair tahricler bile yapmıştır. Dolayısıyla kendisine Tarih felsefesinin babası demek hiç de yanlış olmaz. Demek ki Marjinallerin tezine göre muhtemelen Plutarkhos’un yararlandığı tek kaynak Titus olmalıdır. Ancak hem Paralelloi bioi, hem Ab urbe Condita (Livius’un kitabı) incelenirse Plutarkhos’un Titus’un nakletmediği: Camillus’un gençliğinde aequan ve volsciilerle karşı savaşırken kahramanlıklar göstermesi, Sensor seçilmesi ve sensorluğunda vergilendirme ve evliliğe teşvikle ilgili birtakım icraatlerde bulunduğu haberlerini naklettiği açıkça görülür. O halde ya arada günümüze ulaşmayan kaynaklar da vardır, ya da bir Yunan olan Plutarkhos Roma’yı daha da yüceltmek için bunları uydurmuştur, belki Plutarkhos’un kendisi de uydurmadır, belki de Romalılar kendi yaptıkları fetihleri daha zormuş gibi göstermek için güçlü bir antik Yunan anlatısı uydurmuştur, belki Roma da uydurmadır…

Üçüncü delil ise yine yetersizdir, Plutarkhos eserinde bu garipliklerin sebeplerini dönemin koşulları bağlamında açıklar.

Israrla Titus’un “güvenilmezliğine” nisbetle bu teze sarılan tarihçilerden birisi olan (roman yazarı da olabilir) Mary Beard’ın eserlerinde anonim yazarlardan oluşan, çok uçuk ve muhtemelen çok sayıda uydurma rivayetler ve asılsız dedikodular barındıran Historia Augusta’ya sıkça kaynak olarak rastlanılmaktadır. Aslında kendisi Historia Augusta’nın “harfi harfine” doğru olmadığını kabul eder ancak bu durum, İmam Ahmed’in Müsnedine zayıf dedikten sonra Şia Hadis kaynaklarını kullanmaya benzer.

Sonuç olarak taraflılık ve doğruluğu aynı şeymiş gibi ele almak, hatadır. Taraflılığın doğruluğu bir ölçüde etkileyebileceği söylenebilir, ancak gerçekliğe aykırı derecede bir iddia, sağlam deliller ister, basit “yetersizlik” istismarları değil.