Doğru Bir Şekilde Tarih ve Sosyoloji Okumak 2
Herkese tekrardan merhaba. Serimizin 1. bölümünde İbn Haldun, İbn Haldun'un görüşlerini anlatmış ve bunlar çerçevesinde tarihsel süreç okuması yapmıştım. Serimizin 2. bölümünde ise tarihsel olay okumasına gireceğim. Öncelikle süreç okumasını nasıl yaptığımızı hatırlatmalıyım. Süreç okumasında tarihi olaylar arasındaki benzerlikleri ele alıp sonuç tahmini üzerinden ilerlediğimiz bir yapı vardı. Olay okumasında ise daha derinlemesine bakacağız. Örnek olarak 4 tane olay belirledim. İstanbul'un fethi, İslam ordularının Endülüs'e çıkışı, Ankara savaşı ve 100 yıl savaşları. En basit ve bilinenden en karmaşık ve detaylı olana doğru gideceğim. O yüzden İstanbul'un fethinin herkes tarafından önemine bakalım. 3 mercekte inceleyelim. Anlatacağım sırayla Batı, Doğu ve Türk-İslam. İstanbul 2. Roma'dır. Bu yüzden Avrupa'da İstanbul'u elinde bulunduran Roma hukukunda zirveyi temsil edebilir. O yüzden Fatih kendine kayzer yani sezar unvanı verdi. Bu unvan ile beraber kendini Roma hukukundan yararlanarak tüm Avrupa'nın hakimi olarak tanıtabilirdi. Hatta ve hatta Fransa kraliçesinin Kanuni'ye mektup yazmasının meşruiyeti buradan gelir çünkü eğer ki Osmanlı kendini Roma hukukuna dahil etmeseydi yabancı bir istilacıyı dahil etmiş gibi olacaktı ve bu hamlesine karşılık Habsburglar rahatlıkla ek müttefikler elde edebilirdi. Bu olayın gerçekleşmesi sebebiyle yaşananlar. Peki bu olaya Batı penceresinden daha geniş bakarsak yani olanlar haricinde muhtemel olabilecekler. Yaşanması mümkün iken çavresel etkenler sebebiyle yaşanmayanlar vesaire. İstanbul'un fethi ile Türk-İslam dünyasındaki ve Batı dünyasındaki prestijini arttıran Osmanlı, Roma'nın doğal veliahtları olan Mora ve Trabzon imparatorlarını saf dışı bırakarak Roma veliahtı olarak kendini koydu. Anadolu'daki diğer devletleri de saf dışı bırakarak yönünü tamamen batıya döndürdü ancak hala güçlü rakip potansiyeli olarak Timurlular ve Memlüklüler vardı. Fatih Sultan Mehmet bunları çözmek için birkaç adım attı. Timurlular yıkılana kadar Timurluların gönderdiği hilatı giydi. Memlük SUltan'ının ve Halife'nin üstünlüğünü kabul etti. Hatta Fatih kanunnamelerinin Roma hukuku, şeriat ve törenin tam ortasında bir yerde olmasının sebebi de budur. Batıya yöneliş. Batıya yönelişin önemi ise Türk-İslam dünyasının hala daha çok güçlü devam etmesi ve Avrupa'nın parçalı yapısı. Bir de üstüne batıya sefer yaptıkça Türk-İslam dünyasından aldığı hediyelerle, savaşla ve köleyle zenginlik sağlanması. Osmanlı biraz da Timurluların beklenmedik çöküşü ile çok rahat bir yere gelmişti. FSM bıraktığında Osmanlı'nın önünde 3 yol vardı. ilki zaten yaşanan Türk-İslam sentezi temelli, Balkanlar merkezli bir barut imparatorluğu. 2. yaşanan Türk-İslam dünyasında Osmanlı'ya rakip bir güç bırakmayarak İtalya'ya yönelerek yeni bir Roma olmak. Sonuncusu ise ekonomik girdi sistemini değiştirerek belli bir merkezde kalarak bir nevi eyaletleşip daha ufak kalarak halifeliğin uç siyasi yapısı olarak devam edebilirdi. Bunlardan ilkinin yaşanması çevresel sebeplere bağlı olarak gerçekleşti. Beyazid'in tahta çıkışı, Şah İsmail'in Timur mirası üzerine inşa ettiği alevi-safevi yapı, Burgundiya tahtının vârissiz bir şekilde düşüşü ve buna bağlı olarak Fransa-Habsburg sürtüşmesi veya en basitinden Protestanlığın ortaya çıkışı. Batı açısından diğer temel önemli olma sebeplerini hızlı özetleyerek bu faslı kapayacağım. Rönesansın bu denli etkili gerçekleşmesi, Habsburgların yükselişi ve coğrafi keşifler. Doğu açısından önemine bakalım. İstanbul fethedildiği dönemde Asya'da hala daha Moğolların ve "Cengizi"liğin önemi devam ediyordu. Kısaca Cengiziliği açıklayacak olursam Cengiz Han'ın soyundan gelmek demektir. Bu yüzden o dönemde hala daha Altın Orda, Timurlular ve Yuan Hanedanı (Kubilay Hanedanlığı) çok kuvvetli idi. Yine bu yüzden soyunu Cengiz Han'a güçlü iddialarla bağlayan herkes Osmanlı'dan daha prestijli idi. Örneğin Akkoyunlular veya daha sonrasında Şah İsmail. İstanbul'un fethi bu konuda Osmanlı'ya meşruiyet kazandırdığı gibi Cengiziliğe alternatif bir kaynak olarak kendini tam olarak koyabildi. Bu bir açıdan Türk-İslam dünyası içinde önemli bir sonuçtu ancak bu açıdan asıl bakmak istediğim şeyler haçlı seferleri ve hilafet iddiası. İstanbul sayesinde İslam dünyası uzun bir süre haçlı seferi görmedi ve ayrıca bu sayede Yavuz rahatlıkla hem Safevilere hem de Memlüklülere kafa tutabildi. Kalan üç olaydan sadece yüzyıl savaşlarını bu kadar geniş inceleyeceğim. Hızlıca Endülüs'e çıkış hadisesinin dünya tarihine doğrudan veya dolaylı yoldan etkilerine bakalım çünkü sadece bunu anlatıp Ankara Savaşına geçeceğim. İslam Endülüs'te yayılınca bölgede sanat, teknoloji, felsefe, düşünce, mantık, askeri düzen, siyasi yapılanma, sosyoloji, mimari, kısaca irili ufaklı her şey gelişti. Avrupa'da bu olay sebebiyle bir islamafobi başladı. Haçlı seferlerinin fikir altyapısı oluştu. Coğrafi genişlik ve farklılık dolayısı ile İslam dünyası dağılmaya başladı. Akdeniz ve Avrupa genelinde bilimsel, toplumsal veya düşünsel ilerleme biraz da vebanın etkisi ile durdu. Kısaca Endülüs'ün fethi İslam açısından beklenen ilerlemeyi sağlamadı. Avrupa için ise güç birliği fikrinin tohumlarını ekti. Şimdi Ankara Savaşı'na geçebiliriz. Ankara Savaşı yaşandığı tarih ve taraflar sebebi ile çok kıymetli bir savaş çünkü klasik göçebe savaş ve siyasi sisteminin güçlü olduğu son dönemde belki de bu iki büyük gücün çekişmesi olmasa devam edecekken bu iki göçebe güç adeta birbirini yedi. Ne Timurlular Türk-İslam rönesansını gerçekleştirebildi ne de Osmanlı Türk-İslam dünyasını Avrupa içlerine taşıyabildi. Evet bu savaş siyasi olarak çok önemli ancak kültürel açıdan çok ama çok daha önemli bir sonucu var. O da Türk-İslam kültür sentezinin Osmanlı ayağının Romalılaşmaya başlaması ve buna bağlı olarak Osmanlı'nın bilim ve kültür atlaması yaşayamamasıdır. Şimdi son olayımıza geçelim ve yazıyı bitirelim. Beklediğimden de uzun bir yazı oldu. Yüzyıl Savaşları. Bunu ben olay tarafından bakarak ele alacağım bir başkası süreç olarak ele alabilir. Olay kısmına baktığımda yine sonuca odaklanacağım ve buradan sebebe doğru çıkarımlar yapacağım. En sonunda ise hem bu hemde diğer tüm olayların asıl sebeplerinden hızlıca bahsedip yazıyı tamamlayacağım. Yüzyıl savaşları sonucunda Avrupa'da temel bazı kavramlar ve siyasi hukuki meseleler net çizgileriyle belli oldu. Mesela tahta geçiş sırası veya ticari ve siyasi toprakların ayrılması. Tahta geçiş hukukundan Roma hukukunu merkeze alan bir sistem oluştu ki bu daha sonraları Habsburglara yarayacak ve Habsburglar bu sayede neredeyse tüm Avrupa taçlarını birleşterecekti. Savaş öncesinde ekonomik olarak başka devlete siyasi başka devlete bağlı olma durumu feodalitenin maks noktası olarak kabul edebiliriz çünkü ben A bölgesinin hakimi olarak B ülkesine siyasi, C ülkesine ise ticari olarak bağlı olabilirdim. Bu sayede herhangi bir tehditte ikisinden birini veya her ikisini de yanıma çağırabilirdim ancak Yüzyıl savaşları sonucunda merkezi krallıklar güçlendi. Tabi ki bunlar doğrudan olan sonuçlardı. Birde dolaylı sonuçlar var. Kıtlık, Avrupa nüfusunun dibi görmesi, Akdeniz ticaretinin güç kazanması, İstanbul'un fethi, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu'nda 7 elektör kuralının gelmesi ve papalığın güç kaybetmesi. Hepsi birbiriyle bağlantılı şeyler. Kırlık yaşandı, sonrasında nüfus azaldı ve bunlara bağlı olarak Akdeniz'de ticaret yapan tüccarlar tahıldan bile para kazanarak burjuvayı oluşturdu. Tüm bu sonuçlara bakarak sebebi belirleyecek olursam verimli Fransa topraklarını sömürme yarışına girmiş büyük güçlerin arasındaki çekişme. Şimdi tüm olayların sırasıyla asıl sebeplerine bakalım. 1. olay bariz bir şekilde ekonomik ve siyasi meşruiyet arayışı, 2. olay biriken gücün kendi içinde patlaması, 3. olay gelişimi devam ettirmek için yeni yer arayışı ve 4. olay da ise sistemdeki sıkıntıları ekonomik kazanca dönüştürmeyi hedefleyen büyük lordlar. Hepsinin ortak noktası ise belli. Bulundukları coğrafya için fazlaca güçlenmiş (teknolojik, nüfus vesaire, kısaca her alanda) toplumların gelişimi sürdürme arayışı. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.