Hunların Türklüğü Tartışması Işığında Tarih Biliminde Diyalektiğin Olanaklılığı Üzerine
Önceki yazımızda, post-modern tarihçiliğin kendisini değil, çarpık kullanımıyla ortaya çıkmış bazı durumları şiddetle reddettiğimizi belirtmiştik. Şu hâlde, klasik dönem tarihçiliğiyle post-modern dönem tarihçiliği arasındaki en temel fark; arkeoloji, genetik, filoloji gibi “pozitif” bilimlerin tarihe iştirak etmesi olmuştur. Bu fark yeni tarihçiliğin klasik tarihçilikten ayrılmasını olanaklı kılar. Burada, önceki yazıdan çıkarım olarak, yeni tarihçiliğin getirdiği tek yeniliğin bu yardımcı bilimler olmadığı açıktır. Gerçekten de ilk sistematik başlangıcı Hegel ile olan (“Transcendental Aisthesis”e karşıt bir ide olarak konumlandırmak istemiş) Tarihi ve tarihseli yeniden yorumlama modasının meydana getirdiği ciddi spekülasyonlar şu yanılgıya düşebilmeyi mümkün kılar: unutulmuş ya da sabit olmayan meselelerde cedel post-modern bir olgudur. Halbuki post-modern olarak eleştirilen şey, ya bir meseleyi sanki böyleymiş gibi göstermektir, ya da böyle olan bir meseleyi taraflıca manipüle etmektir. Nitekim unutulmuş ya da sabit olmayan meselelerin üzerine inceleme yapma durumu ilk defa (külli bir biçimde) Plutarkhos’ta olmak üzere fazlasıyla var olan bir olgudur.
Bunun sebebi şudur: tarihteki tasavvur nakil yoluyladır. Bu ya analitiktir (zati) ya da empiriktir (arazi). Çok fazla mesele vardır ki zatına dair nakil olmasın, ancak arazi bakımdan varlığı ve zatıyla ilintili bazı şeyler musahheh ve mütevatir olsun. Rasyonalistlerin metafizik için kullanarak speküle ettikleri çokça delil aslında bu meselelerin diyalektiğinin olanaklı olduğuna işaret eder. Allah’ın izniyle bu ve bundan sonraki çalışmada kesinlikle bu meselelerden birisi olan, Hunlar başta olmak üzere Türklere isnad edilen milletlerin Türk olup olmamasıyla ilgili kısa bir inceleme yapacağız. Bu yazıda Xiongnular (Büyük Hun devleti) ve Eftalitler (Akhunlar), sonraki yazıda da Hunlar (Avrupa Hunları) ve İskitler incelenecektir.
Şu iki şeyi belirtmekte fayda var: birincisi, Türk ulus tarihçiliğinin aşırı derecede işine geldiği için milli anlatıda bu şüphe ya sertçe bastırılır ya da tamamen es geçilir. Hunların Türk olması tartışması, Kemalist rejimin tarih anlatısındaki “güneş dil” teorisinden (tüm dillerin Türkçeden türediği, Sümerlerin, Kızılderililerin, Etrüsklerin ve İskitlerin Türk olması vs.) daha eski ve kesinlikle çok daha sağlam ve sahihtir. Aslında bu iddia ilk defa 19. Yüzyılda Macaristan’da ortaya çıkmıştır. Gerek Macarların Avusturya’ya olan düşmanlığı gerek dil ve kültürlerinin etraftaki milletlerden ayrı olması kendilerinin Hun kökenli olduğunu hatta bu vesileyle kendilerinin Türklerle akraba olduklarını iddia etmelerine sebep oldu. Gerçekten de Türkoloji bilimi Macaristan’da ortaya çıkmıştır. İkincisi ise, diğer Avrupalı tarihçiler şu iki sebepten dolayı bu meseleye oldukça yabancıdırlar ve kendi anlatıları güvenilmeyecek derecede yüzeyseldir. Birinci sebep, Hunlara dair teferruatlı bilgiler kaynaklardan doğrudan değil, dolaylı ve zahmetli çıkarımlara dayanır. İkinci sebep ise bu mesele kesinlikle diğer Avrupalı tarihçileri alakadar etmediği için tabii olarak yukarıdaki zahmete pek girmemişlerdir. Allah’ın izniyle yazının ilerleyen kısımlarında birtakım şeylerin sebebi olarak yukarıda belirtilen bu iki hususa atıflar yapılacaktır.
Xiongnular’ın Büyük Hun devleti olarak adlandırılmasının sebebi yukarıda da belirtilen Türk ulus anlatısının teşeddüdüdür. Yine de Xiongnular’ın Türk olduğuna dair oldukça sağlam deliller bulunmakta. Yine de biz kolaylık olması bakımından çoğu yerde Büyük Hun devleti adını kullanacağız. Prof. Dr. Bahattin Ögel’in Bizzat Çin kaynaklarından yararlanarak hazırladığı Büyük Hun devleti isimli çalışma da bu alanda oldukça detaylı ve kıymetlidir
Öncelikte Erken dönemlerden itibaren Türk devletlerinde kullanılan Yabgu ve Şanyü unvanlarının kaynağı Büyük Hun devletidir. Bu unvanları Moğollar ya da Tunguslar değil, yalnızca Türkler kullanmıştır. Avrupalıların anlatısına göre Hunlar çok fazla ulustan müteşekkil bir kabile konfederasyonuydu. Dolayısıyla kendilerinin belli bir millete atfedilmesi doğru değildir. Ancak bu görüş onların cehaletinden kaynaklanmaktadır. Çin kaynaklarında çokça nakledildiğine göre Hunlarla Moğollar kanlı bıçaklı düşmandırlar. Dolayısıyla bu konfederasyonda Hunlar Efendi, Moğollar ve diğer kavimler ise köle konumundadır. Başka önemli bir nokta ise Kut inancıdır. Türk devletlerinin ayırt edici niteliğinde olan bu inanç, hükümranlık yetkisinin göktengri tarafından verilmesi durumudur. Buna iki itiraz yapılabilir, birincisi Kut benzeri inançların, çoğu toplulukta var olduğu söylenebilir. Ancak bu isabetsiz bir itirazdır. Zira hiçbir ulusta meşru saltanat (kut) Türklerde olduğu kadar baskın olmamıştır. Bunun iki delili vardır: birincisi geleneksel Türk devletinde hanedan bittiğinde devlet de bitmiştir, çünkü hanedanın ortadan kalkması kutun ortadan kalkması demektir. Yani çoğu devlette olduğu gibi hanedan değişikliği diye bir şey söz konusu değildir. İkincisi de Kut kelimesi Türk isimleri üzerinde ciddi nüfuz sahibi olmuştur. Acaba böyle bir durum başka hangi millette vardır. İkinci itiraz ise Kutun tıpkı Tengricilik gibi bozkırın müşterek bir kavramı olması olabilir. Bu da yanlıştır. Zira Moğollardaki Kut yapısal olarak Türklerdekiyle aynı değildir. Cengiz’den sonraki Moğol kutu sadece Cengiz’in soyundan gelmek demektir. Ondan önce de muhtemelen Türklerden alınma bir kavramdır zira Cengiz öncesi Moğollarda Kut Türklerdeki kadar baskın bir kavram değildir. Türklerdeki Kutun aynısı ise Hunlarda mevcuttur hatta Mete’nin Çince adının (mo-tun) manası tanrıkutu demektir. Burada belirtilmeyen başka birtakım kültürel benzerlikler de mevcuttur. O halde ya Xiongnular (Çinlilerin de belirttiği üzere) Türk’tür, ya da Hunlar ortadan kaybolmuş bir ulustur, Türkler de daha sonradan ortaya çıkmış bir ulustur ve Hun geleneğini tevarüs etmiştir. İkinci çıkarım hem zorlama hem de delilsiz bir çıkarımdır. Ne olursa olsun yukarıdaki bahisler şuna delalet ediyor ki Hun devlet geleneği üzerinde hak iddia edecek bir ulus varsa, o tartışmasız Türklerdir. Eftalitler ise kuruluşlarından iki asır geçmeden iç mücadelelerle zayıflamış, en son başka bir Türk devleti olan Göktürkler ve Sasaniler tarafından yıkılmışlardır. Hâkim oldukları bölgelerden dolayı (Pakistan, Afganistan Hindistan’ın kuzeyi) Pers Kültürünün yoğun etkisinde kaldıkları bir gerçek olsa da arkeolojik bulgular ve bazı Çin kaynakları Ak Hunların yöneticilerinin kökeninin Xiongnular olduğunu doğrular. İttifak edildiği üzere buradaki tartışma kendilerinin İranlılaşma düzeyinin devletin Türk devleti sayılmasını ne kadar etkileyeceğidir. Bizim kanaatimiz devletin nispeten kısa ömürlü olması ve herhangi bir hanedan değişikliğinin söz konusu olmaması Eftalitlerin Türklüğüne işaret eder.
Allah’ın izniyle ikinci bölümde Avrupa Hunları ve İskitlere dair nakilleri tahlil edeceğiz. Görüldüğü üzere ulus tarih anlatısının propagandaları ve yetersizliklerden kaçınarak belirsiz meselelerde diyalektiğe girmek tamamen post-modern bir olgu olmamakla beraber olanaklıdır.