İbn Haldun’un İlim Tasnifi Anlayışı ve Modern Bilimlerin Sınıflandırılması Üzerine Mukayese

0 yorumlar

Giriş

İslam düşünce tarihine baktığımızda ilimlerin tasnifi meselesi bilginin amacına ve kaynağına ilişkin durumlara farklı yaklaşımlarla ortaya çıkar. Gazali ve Farabi dahil olmak üzere birçok İslam düşünürü bilginin mahiyetini açıklarken akli ve nakli ayrımına gitmişlerdir. İbn Haldun’a baktığımızda o da aynı şekilde akıl ve nakil ayrıma gitmiş, bunun üstüne “ilm-i umran” diye adlandırdığı bir disiplin ile bilginin mahiyeti konusuna katkı sağlamıştır. Bu disiplinle yalnızca metafiziksel, teolojik veya salt mantıki, rasyonel çerçevelerden değil de aynı zamanda toplumsal bir gelişmenin sonucunda ortaya çıkan birikimin kendi kanunlarını koymaya muktedir olduğunu ve bunun başlı başına da bir ilim dalı olduğunu ifade eder. Böylece İbn Haldun epistemolojik zemin üstünde klasik ilimlere yeni bir alan açabileceğini anlatır: bilgi yalnızca akıl ve nakil arasında değil, toplumun kendi kültür ve senteziyle de ifade edilebilir.

Modern bilimlerin tasniflendirmesini incelediğimizde ise durum bundan farklıdır. Bu tasniflendirmede nakli ilim anlayışı dışlanmış, buna karşılık sadece rasyonel bilgi temelli bilgi biçimleri bilim statüsünde kabul edilmiştir. İbn Haldun’un ilimleri tasniflendirmesiyle modern anlayışın ilimleri tasniflendirmesinin farkı buradan kaynaklanmaktadır.

İbn Haldun’a göre ilimlere baktığımızda iki tür bilgi vardır: vaz-i; yani nakli ve şeri diyebileceğimiz ilim ve felsefi, insani, akli ilim. Nakli ilimlerden bahsedecek olursak kaynağı ve kökü Allah’a dayanan ve nakliyatı da peygamberleri aracılığıyla olan bilgidir; tefsir, hadis, fıkıh ve kelâm gibi disiplinler bu kaynaklar baz alınarak oluşturulur. Bunun karşısında akli bilgiler vahiy kaynaklı olmayan yani insanın akıl ve gözlem yoluyla oluşturduğu, toplumlardan topluma değişmeyen o an bulunulan zamanda fani dünya içinde kabul edilen evrensel bilgidir. Bu bilgilerin açıklanmasında ve detaylandırılmasına ise İbn Haldun iki tane kavramdan bahseder, bunlardan birincisi usül temel ilkeleri ve köken aldığı yeri ifade ederken füru; ayrıntısını, usülden gelen bilgiyi detaylandırma aşamasını ifade eder. Bu iki kavramı bir ağaca benzetebiliriz, usül ağacın kökünü ve temel aldığı yeri gösterirken füru bu ağacın yapraklarını ve dallarını temsil edecektir.

Az önce bahsettiğimiz iki bilgi de metodolojik olarak fark bu iki kavram üzerinden açıklanır. Nakli ilimlerde usül vahiy bilgisidir, Allah’tan gelen bilgidir. Füru ise bu bilginin akılla geliştirilip sentez yapılmış halidir ki bahsettiğimiz gibi islami ilimler bu metodolojiyle gelişir. Akli ilimlerde ise usülü de fürusu da aklın kendi kendine üretiminden kaynaklanmaktadır. Bu noktada özellikle İbn Haldun dönemindeki tasavvuf ve kelam yapanları eleştirmektedir. O dönemde Kelam ve tasavvufta felsefenin metafizik alanları fazlasıyla ciddiye alınıyordu ve bu alandan fazlasıyla etkilenilmişti. Bunlardan kelam ilmine bakacak olursak başlangıçta bidatçıları reddetmek ve iman esaslarını savunmak için ortaya çıkmıştı. Ancak bu ilim zamanla metafiziği taklit etmeye başladı. Bu ise kelâmın vahye dayalı “vaz‘î/naklî” bir ilim olmaktan çıkıp aklî/felsefî bir disipline dönüşmesine yol açtı. Tasavvufi tasavvufi keşfin nazari bilgiye paralel okunmasını eleştirmektedir. İbn Haldun’a göre bu ilim dalları insana vazetme yetkisini verme eğiliminde olduğu için hatalıdır, halbuki vaz’i ilim sadece Allah kaynaklıdır ve peygamber yoluyla bize nakledilir.

İbn Haldun bu denge arayışının sonucunda ilm-i umran adlı yukarda da bahsettiğim yeni bir disiplin ortaya koymuştur. Bu disiplin insanların yaşayış biçimlerini, ekonomik durumlarını, kurumlarını toplumsal etkileşimlerini inceleyen yani kısacası toplumun yapısını anlamaya çalışan bir disiplindir. Bu disiplini kurarak İbn Haldun ilim tasnifindeki iki ilmin sentezini yapmıştır. Bu sentezde akıl, toplumsal olayları anlamanın aracıdır; vahiy ise bu olaylara nihai anlam kazandıran ilkedir. İbn Haldun bununla her milletin kendine ait bir ilmi olduğunu savunur. Bu bakımdan İbn Haldun’un ilimler tasnifi, sadece disiplinleri ayıran bir sınıflandırma değil, bilginin varlıkla ve toplumla kurduğu ilişkinin açıklamasıdır. Ancak bunu savunmasına rağmen islam ümmetini bu konuda ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu belirtmekten de geri durmaz.

Modern dönemdeki ilimlerin tasnifi, bu dönemde bilginin tasnifi İbn Haldunun tasnifinden çok daha farklı şekilde yapılmıştır. Rönesans ve Aydınlanma ile birlikte bilgi, vahiyden tamamen bağımsız bir biçimde ele alınmıştır. Bu dönemde deney, gözlem ve akıl tek meşru bilgi kaynağı haline gelmiştir. Bacon ve Descartes’la başlayan bu süreç, Auguste Comte’un pozitivizmiyle zirveye ulaşmış; bilgi, doğa bilimlerine indirgenmiştir. Böylece modern bilim anlayışı, metafizik ve kutsal olanı dışlayarak, yalnızca ölçülebilir olgularla ilgilenmeyi esas almıştır.

Sonuç

İbn Haldun daha öncekilerin yaptığı gibi ilimleri 2’ye ayırmıştır: nakli ilim ve akli ilim. Bunları açıklarken ve detaylandırırken ise usül ve füru kavramlarını kullanmıştır usül kavramı, bir düşünce veya sistemin temelini, kökünü ve ilkelerini ifade ederken; füru kavramı ise o mantığın detaylarını, akılla yapılan sentezlerini ifade eder. Nakli ilimlerde usül, vahiy bilgisine, yani Allah’tan gelen bilgiye karşılık gelir; füru ise bu bilginin akıl aracılığıyla yorumlanması ve geliştirilmesini ifade eder. Akli ilimlerde usül ve füru da akıl aracılığıyla gerçekleşir.

Modern ilim anlayışında ise yapılan tasnif bundan çok daha farklıdır. Modern sınıflandırma, İbn Haldun’un kabul ettiği anlamda naklî ilimleri dışarıda bırakmakta; vahiy temelli, insanüstü bir bilgi kaynağının varlığını reddetmektedir, oysa diğer ilmin yanında bu tür ilimler de halen varlığını sürdürmektedir ve var olan bir hakikati yok saymak, onu ortadan kaldırmak anlamına gelmez bu tarz bir yaklaşım doğru değildir. Bunların yanında İbn Haldun bu iki ilmin sentezini oluşturan toplumsal bir disiplin yani “ilmi umran” disiplinini literatüre eklemiştir. Bu disiplin, toplumsal yaşam biçimlerini, ekonomik yapıları ve sosyo-politik dinamikleri, kısacası toplumun kendi varlık düzenini incelemektedir. Bu yönüyle İbn Haldun, bilginin yalnızca zihinsel bir faaliyet değil, aynı zamanda toplumsal ve ahlaki bir inşa süreci olduğunu göstermiş; böylece modern ilim tasnif metodunun yaptığı gibi indirgemeci yöntemine karşı bütüncül bir epistemoloji örneği sunmuştur.

KAYNAKÇA

Bedir, Murteza. “İslâm Düşünce Geleneğinde Naklî İlim Kavramı ve İbn Haldûn.” İslâm Araştırmaları Dergisi 15 (2006): 5–31.