İnsan Modeli 6: Görsel Tüketim ve Onay İhtiyacı

0 yorumlar

Modelimizi şimdiye kadar bireyleri ve kişisel kararları anlamak için kullandık. Artık bu merceği en karmaşık ve en tartışmalı alanlardan birine, modern toplumun en bariz davranış kalıplarından birine çevirme vakti geldi. Amacımız, bu davranışı ahlaki bir yargılamayla kınamak değil; eylemlerin ardında yatan ve fıtratımızdan gelen hangi güçlü "sürücülerin" (drivers) bir dışavurumu olduğunu deşifre etmektir. Zira bir davranışın kökenindeki insani ihtiyacı anlamadan, ona gerçek bir çözüm sunmak imkansızdır.

Sorumuz şu: Modern toplumda bir kadın neden kendi şahsiyetini ve ontolojik değerini gölgeleyecek şekilde, bedenini ve görselliğini birincil onay aracı olarak kullanmayı tercih eder?

Bu davranışın ardında, modern kapitalist hayatın çarpıttığı ve tüketim kültürüne sevk ettiği birkaç temel fıtri sürücünün çığlığını görebiliriz. Bunlardan en baskını statü arayışıdır. İnsani değerin büyük ölçüde fiziksel görünüm, beğeni sayıları ve popüler estetik standartları üzerinden tanımlandığı bir sistemde, kadın bedeni ne yazık ki bir sermayeye dönüşmeye zorlanır. Bu sistem içinde kadın; dikkat çekerek, beğenilerek ve onaylanarak toplumda bir yer, bir değer elde etmeye çalışır. Bu, fıtri olan statü ihtiyacının, son derece geçici, yorucu ve şahsiyeti nesneleştiren yanlış bir yolla karşılanma çabasıdır.

Buna, bir gruba ait olma ve akranları tarafından kabul görme ihtiyacı olan aidiyet sürücüsü eşlik eder. Herkesin kabul ettiği estetik normlara uyma algısı, dışlanma acısından kaçınmak için güçlü bir iticidir. Tüm bu sanal ilginin ve beğeninin yarattığı anlık tatmin, haz arayışı sürücüsünü beslerken; görünmez olma, yaşlanma veya "beğenilmeyen" olarak etiketlenme korkusu da acıdan kaçınma güdüsünü tetikler.

Kadın, bu yolla aslında en temel ihtiyaçlarından biri olan güvenlik arayışındadır; görselliği üzerinden toplumda kabul görüp yerini garanti altına alacağını umar. Fakat bu, ruhu tatmin etmekten uzak, sonu gelmez bir kıyas ve anksiyete döngüsüdür.

İslam ise bu fıtri ihtiyaçların tümüne en şerefli ve kalıcı cevapları sunar. Gerçek statüyü bedenin sergilenmesinde değil; takvada, ilimde ve ahlakta bulur. Gerçek aidiyeti popüler kültürün dayatmalarında değil, imana dayalı bir kardeşlik hukukunda; gerçek güvenliği ise bedeni ve ruhu koruyan, kadını bir meta olmaktan çıkarıp şahsiyet yapan o korunaklı sınırların içinde tanımlar.