İnsan Modeli 7: Sözlü Şiddet ve Sahte Güç Gösterisi

0 yorumlar

Geçtiğimiz yazıda "İnsan Modeli" merceğiyle, onay arayışının görsellik üzerinden nasıl bir vitrinleşmeye dönüştüğünü incelemiştik. Şimdi madalyonun diğer yüzüne, erkek fıtratının modern dünyada nasıl çarpıtıldığına bakıyoruz.

Sorumuz şu: Bir erkek neden kendini ifade etmek, kabul görmek veya otorite kurmak için sık sık küfre, hakarete ve sözlü şiddete başvurur?

Tıpkı görsellik odaklı onay arayışında olduğu gibi, burada da karşılanmamış veya yanlış yönlendirilmiş fıtri sürücüler devrededir. Bu davranışın merkezinde de genellikle çarpık bir statü arayışı yatar. Özellikle erkeklerin kendi aralarındaki hiyerarşik gruplarda, kaba ve küfürlü bir dil kullanmak; bir güç gösterisi, bir "alfa" olma ve otorite kurma çabası olarak ortaya çıkabilir.

Bu, aynı zamanda bir aidiyet sinyalidir; grubun sert kodlarını konuşarak, o sokağa veya meclise ait olduğunu ve kurallarını kabul ettiğini gösterir. Bu saldırgan dil, erkeğin zayıflık olarak görebileceği her türlü insani duygunun (korku, üzüntü, yetersizlik) üzerini örten bir zırh görevi görerek acıdan kaçınma sürücüsünü de tatmin eder. Zayıf görünme acısından kaçınmak için kişi, sahte bir güç gösterisine sığınır. Bazen de bu dil, kişinin çaresiz veya yetersiz hissettiği durumlarda, karşı taraf üzerinde kontrol kurma girişimi veya ilkel bir adalet sağlama mekanizmasıdır.

İslam, erkeğin fıtratındaki bu güç, statü ve adalet arayışını reddetmez; bilakis onu en asil şekilde yönlendirir. Gerçek statünün kaba kuvvette, gürültüde veya yüksek sesle küfretmekte değil; nefsine hakimiyette, yumuşak huylulukta (hilm), affedicilikte ve kriz anında sorumluluk alabilmekte olduğunu öğretir. Gerçek güvenin ve gücün, öfkeyi yutabilmekte olduğunu vurgular. Gerçek adalet ise hakaretle değil, hak ve hukukla aranır. İslam'ın sunduğu kardeşlik (aidiyet), güç zehirlenmesi ve argo üzerine değil; güzel söz, vakar ve birbirinin onurunu korumak üzerine kuruludur.

Görüldüğü gibi, modern hayatın bize "normal" veya "kaçınılmaz" gibi sunduğu pek çok yıkıcı davranış, aslında fıtratımızın en temel ihtiyaçlarının gayrimeşru ve tatminsiz yollarla karşılanma çabasından başka bir şey değildir. İnsan Modeli, bize bu davranışları sadece kötü veya ahlaksız olarak etiketleyip geçmek yerine, onların ardındaki o derin insani ihtiyacı anlama ve o ihtiyaca İslam'ın sunduğu gerçek, kalıcı ve onurlu cevabı sunma imkanı verir. Bu, hem kendimizi hem de toplumu daha derin bir seviyede okumanın ve ıslah için bir yol haritası çizmenin ilk adımıdır.