Kervan Yolda Düzülür
Bir önceki yazıda, hayatın en değerli verilerinin masada değil sahada olduğundan bahsetmiştik. Masanın sınırlı, sahanın ise kısmetle dolu olduğunu; zeki insanların kurgusal üstünlüklerini korumak için masadan kalkmadıklarını işlemiştik. Ancak bu gerçeği kabul eden bir insan için bile ortada çözülmemiş bir düğüm kalır: sahaya inmek gerektiğini bilmek ile sahaya gerçekten inmek arasında derin bir uçurum vardır. Bu uçurumun adı cesarettir ve çoğu insan burada durur.
Cesaret kelimesi zihinde genellikle büyük, dramatik atılımlarla birleşir — tüm parasını bir işe yatıran, her şeyi geride bırakıp yola çıkan, olağanüstü bir risk alan kahramanlar. Oysa sahaya inmenin böyle bir şeyle alakası yoktur. Sahaya inmek, bir uçurumdan atlamak değil, gördüğün ilk taşa basmaktır. Aklına gelen ilk şeyi yapmaktır. Neyi seveceğini, nerede başarılı olacağını, hangi yolun sana açılacağını masada oturup çözmeye çalışmak yerine, herhangi bir yerden başlamak ve yolun seni nereye götüreceğine teslim olmaktır. Çünkü ilhamın, yönün ve netliğin ortaya çıkması için hareket şarttır — ve bu hareketin mükemmel olması gerekmez, yeterince iyi olması yeter. Saha, eksik planı zaten düzeltecektir.
Bu dünyada gerçekten bir şeyler başarmış insanlara bakıldığında, ortak noktalarının zekâ, kaynak veya doğru zamanlama olmadığı görülür. Ortak noktaları, yolun sonunu görmeden yola girmiş olmalarıdır. Yolda karşılarına ne çıkacağını bilmeden hareket etmiş, karşılaştıkları riskleri göğüslemeye ant içmiş insanlardır bunlar. Kervan yolda düzülür; plan masada değil, adımların arasında şekillenir. Küçük bir adım, bir sonraki adımın verisini verir. O veri de bir sonrakini doğurur. Büyük keşiflerin arkasında büyük planlar değil, biriken küçük adımlar ve o adımların ortaya çıkardığı beklenmedik veriler yatar.
Peki insanı yolun başında donduran, o ilk adımı attırmayan şey nedir? Çoğu zaman bu, elindekini olduğundan büyük görmektir. Kaybedebileceği şeylerin — konforunun, itibarının, güvenli alanının — gerçek değerini abartmaktır. İnsan masada oturduğu sürece hiçbir şey kaybetmez ama hiçbir şey kazanamaz da. Cesaret ise büyük bir yüreklilik değil, aslında bir değer hesabıdır: kaybedeceklerinin o kadar da ağır olmadığını, bu dünyadaki güvenli alanların o kadar da değerli olmadığını ve hareketin getireceği şeylerin durağanlığın koruyacağı şeylerden çok daha kıymetli olduğunu görebilmektir. Cesaretsizliğin kökünde ise bu hesabı yapamamak, dünyayı olduğundan büyük ve kaybı olduğundan ağır görmek yatar. Ve belki de bu hesabı en doğru şekilde yapabilmenin yolu, insanın rızkının ve yolunun kendi elinde olmadığını kabul etmesidir. Elindeki şeylere tutunmak, onları senin kazandığına ve senin koruyacağına inanmak, aslında sahaya inmekten daha büyük bir yanılgıdır. Yolun sonunu görmeden yola girebilen insan, o yolu kendisinin çizmediğini ve çizemeyeceğini bilen insandır. Ve böyle bir insan için artık kaybedecek bir şey yoktur —çünkü elindeki zaten kendisinin değildir.

jakoup isaac
Yazılım ve sistem tasarımı ile uğraşıyor. Teorinin masada kalmayıp sahada eyleme ve berekete dönüşmesi, modern dünyada Müslüman bir kimlikle var olmanın pratik yolları üzerine odaklanıyor.