Meleke ve Tecrübe
Bir önceki yazımda melekeyi, bir bilginin veya davranışın tekrarlarla insanda yerleşmesi üzerinden ele almıştım. Fakat burada tecrübenin ayrı bir yeri olduğunu düşünüyorum.
“Bir musibet bin nasihatten evladır.” denir. Bazen yıllardır bildiğimiz bir şey, ancak başımıza geldikten sonra başka bir ağırlık kazanır. Bilgi değişmez; bizim o bilgiye karşı tutumumuz değişir. Çünkü tecrübe, soyut bir hükmü kendi hayatımızla ilişkilendirir.
Burada aklıma gelen soru şu: Başkasının tecrübesini ne kadar kendimize mal edebiliriz?
Bir arkadaşımız ciddi bir kaza geçirdiğini anlattığında bunu yalnızca dinleyip geçebiliriz. Fakat aynı olayı kendi başımıza geliyormuş gibi düşündüğümüzde, muhtemel sonuçlarını kendi hayatımız üzerinden tahayyül ettiğimizde, o hadise bizim için de farklı bir karşılık kazanır. Elbette düşünmek ile yaşamak aynı şey değildir; fakat başkasının tecrübesinden istifade etmenin yolu sanırım onu ne kadar iyi anladığımızla da ilgilidir.
Aynı durum zorluklar için de geçerlidir. Zor bir dönemden çıkan insan bazen “Bunun da üstesinden geldim.” diyerek daha güçlü hale gelirken, bazen de “Ne yaparsam yapayım olmuyor.” düşüncesiyle çıkabilir. Demek ki insanı şekillendiren yalnızca yaşadığı olay değil, o olaydan çıkardığı hükümdür. Mesele yalnızca ne kadar tecrübe yaşadığımız değil, yaşadığımız ve başkalarından gördüğümüz tecrübeleri zihnimizde ne kadar işleyebildiğimizdir. Yani tecrübenin kendisi öğretmen değil, işlenmiş tecrübe burada iyi bir öğretmen oluyor bizim için.
Peki ne tür işleme stilleri mevcut, ne yaparsak gerçekten "işlenmiş tecrübe" elde edebiliriz ? Bir sonraki yazıda inşallah elimden geldiğince bu kısma değinmeye çalışacağım