Oksidentalizmin Olanaksızlığı Üzerine -1-

0 yorumlar

Medeniyet olgusunun tartışılmaz unsurlarından birisi ilmi gelenek ise, ilmi gelenek olgusunun tartışılmaz unsurlarından birisi de tarih tasavvurlarıdır. Mademki günümüzde bazı kimseler kendilerine “Şark (İslam[1]?) medeniyetini” ihya etme vazifesi yüklüyorlar, o halde kendilerinin hayalini kurdukları tarih tasavvuruna dair bazı tahlil, tenkit ve teşditlerde bulunmak şu bakımdan mecburidir: cedel ehlinin sözleri, genelde isabetsiz ve evrensellikten uzaktır. Cedel bataklığına saplanan bir düşünce geleneğinin neler çekebileceğini yeniden ve yeniden deneyimlemeye kanaatimizce hiç gerek yoktur[2]. Nitekim “yeni” bir İslami anlatı ortaya koyma çabası; Osmanlı ulemasının matbaaya karşı çıkarak Osmanlı’nın geri kalmasına sebep olması tezi gibi genel geçer ve saçma bir yanılgı olan İslam medeniyetinin ilmi faaliyetlerinin birkaç yüzyıldır durma noktasında olduğu tezini dolaylı yoldan kabul etmek demektir[3].

Bazılarınca “Yeniden İhya edilecek İslam düşüncesinin” hayal edilen tarih tasavvurunu çözümlersek onun özünde doğu-batı taassubunun yattığını görürüz. Aslında kendileri bu söyleme şiddetle karşı çıkıyorlar, bazıları Truva savaşı doğu-batı çatışmasının tarihteki ilk misalidir dese bile (bu anlatıdan Batılıların Yunanlar; “Doğuluların” ise Romalılar, Frenkler, Britonlar vs. olduğu sonucu çıkar. Zira Romalılar başta olmak üzere pek çok Avrupa halkı kendini Truva’ya isnat etmiştir) kendilerini bu taassuba düşmekten tenzih ediyorlar. Bu zihniyetin ortaya koyduğu en somut örneklerden birisi Siirt Üniversitesince düzenlenmiş ve Beyan yayınları tarafından neşredilmiş Oksidentalizm Sempozyumudur (Kendilerini doğu-batı taassubundan tenzih eden kimselerin batının Oryantalizmi varsa bizim de Oksidentalizmimiz olsun demesi hayret edilecek bir şeydir). Allah çalışmalarını hayırlı kılsın, IX-XIII Yüzyıllarda Müslümanların batıyı nasıl tasvir ettiğine dair bu kadar temiz bir derleme yapmaları, hiç de hafife alınacak bir şey değildir. Burada eleştirilen, tüm o çalışmaların Garbiyatçılık/Oksidentalizm adı altında toplanmasıdır. Ayrıca maalesef “Oksidentalizme” o yüzyıllardan başlamak çok ciddi bir problemi beraberinde getirir: muhtemelen günümüz ve aydınlanma batısı o dönemdeki “batı” düşüncesine Garbiyatçılardan çok da farklı bakmamaktadır. Şu hâlde görülür ki söz konusu çalışmanın ana fikri: geçmişte atalarımız Oksidentalizm yapmış, biz de şimdi yapalım olmaktan öteye geçemez. Eğer güçleri yetiyorsa, Kant’a, Hegel’e, Schelling’e Oksidentalizm yapsınlar.

Bu doğu-batı ayrımı diyalektiğinin çok önemli bir basamağı da Oryantalizm olmuştur. Şu soruya cevap vermek gerek: Edward Said Oryantalizm adlı eserinde, son derece tafsilatlı bir biçimde onu ele alıp, resmen Oryantalizmin hiçbir zaman evrensel olamamış bir çalışma alanı olarak artık sona erdiğine işaret ettikten sonra, oryantalizme verilecek cevabın Oksidentalizm olmadığını[4] ifade ettiyse, bu çalışmanın mahiyet bakımından Edward Said’inkinden farkı nedir? Öncelikle Edward Said’in çalışmasının nesnesi bizzat Oryantalizmdir. Bizimki ise tarih tasavvuru olgusunun doğu-batı anlatısı ekseninde nasıl kırılmalara maruz kaldığıdır. Ayrıca Edward Said’in eseri oldukça geniş bir kitleyi muhatap almakla beraber, bizim çalışmamız yalnızca belirli taife ve şahısları muhatap almaktadır. Aslında Siirt üniversitesinin Oksidentalizm Sempozyumunda (bilhassa girişte) Edward Said’e (tabii olarak) atıflar yapılmaktadır. Buradan, ana fikirlerinden birisi “Oryantalizmin cevabı Oksidentalizm değildir” olan bir eseri kasten ya da sehven speküle ettikleri görülür.



[1] Burada İslam medeniyetinin mahiyetinden uzaklaştırılarak cedeli bir biçimde şarka nispet edilmesine göndermede bulunulmuştur.

[2] Tarihsel süreç incelenirse bu durumun temel sakıncaları olarak: özgün düşüncenin durması, müşterek birikimden geride kalma ve siyasetin ilme karışması zikredilebilir.

[3] Bu cümlenin mücmel olarak anlaşılabilir olma sebebi, “dolaylı yoldan” ve “yeni” lafızlarının icmalidir. Konuya dair fazla tafsilat alakasız olacağından, ihmal edilmiştir.

[4] “Hepsinden daha önemlisi okuyucumu bir konuda tenvir etmiş olmayı umuyorum. Oryantalizmin cevabı Oksidentalizm (Garbiyatçılık) değildir. Hiçbir Doğulu, “kendisi bir kere 'Doğu'-luluğu' tattıktan sonra, artık bu sefer de kendisinin yaptığı Doğuluları (ve Batılıları) tetkik edebilecek oluşu ile” aranamaz Oryantalizm hakkında malûmat sahibi olmanın bir faydası olacaksa bu, “bilginin (herhangi bir bilginin, herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda) ayartıcı biçimde mecramdan saptırılışına karşı bir uyarı” oluşudur. Bu uyarı bize şimdi her zamankinden daha fazla lâzımdır.”