Türk Korku Filmleri Üzerine
Şimdi çıkıp da demonolojinin (cinciliğin) fen bilimleri gibi canlı bir alan olduğunu söylesem herhalde kimse beni tasdiklemez. Ama sinemaya bakınca her ay bir cin filmi görüyoruz perdelerde. Bir de nedendir bilinmez daima dinî meseleleri komikleştiren, cin merkezinde kutsaldan bahseden filmler akla gelir Türkiye'de korku deyince: Kutsal Damacana, Dabbe gibi. Bu esasen teorik olarak yanlış bir yaklaşım değil, çünkü kültür dinden ibarettir. Ancak bugün her ay mutlaka bir tanesi vizyona çıkan Türk korku filmlerinin yapı sökümünü yaparken kutsaldan çok psikopatik farklı bir tavır göreceğiz: Neden dinle korkulur ki insanlar? Dabbe türü filmler aslında felsefede son yıllarda tartışılan “Akıl farklıdır din farklıdır” meselesinin uzantısı ve bir kültürel kırılmadır ve bu yüzden önemlidir.
İlkin bir FETÖ’cünün yapımı olan Dabbe serisinin hikayesini ele alalım. Bu filmlerin özeti insanları Kur’an’dan ayetler okuyarak cinlerin gerçek olduğuna inandırmak, sonra modern yaşayışlı insanların (her filmde) büyüye uğradığına inanıp cinci-büyücü hocalara gidip işlerinin daha da karmaşıklaşması, nihayet hocalar tarafından aldatılma, çarpılma ve polis müdahalesiyle bitmektir. Bu formül 8 filme uygulandığı için pek senaryosu tatmin edici olmuyor. Ancak dikkatinizi çekerim, serinin her filmi belli bir entrikaya yaslanarak sonrasını merak ettirme yolunu takiple izleyici çekti. Tabii, ilginçtir ki Dabbe filmlerinde hadis-i şerifler geçmez (yönetmenin FETÖ’cülüğünü hatırlatırım). Bu açıkçası saçma filmlerin Türkiye’de popülerleştiğini ve gelenek halini aldığını vurgulayalım.
Bu filmler Paranormal Aktivite ve Testere karışımı filmlerdir. Ancak dinî hassasiyet demeyelim, insanları Kur’an’la korkutma amacıyla Batı filmlerinin dinî takıntıyla perdeye dökülmesidir adeta. Tehlikeleri de burada başlar: Maksat izleyiciyi inancıyla dumura uğratmaktır. Peki madem Kur’an’a yaslanıyorsunuz, neden “Şeytan kendi evliyasını, dostlarını korkutur. Onlardan korkmayın, Ben’den korkun, eğer mü’minseniz” (Al-i İmran, 175. Ayet) gibi bir ayetin tersine insanları cin görüntüleriyle ve büyüyle korkutuyor, neden şeytanın hilesinin zayıf olduğunu, ihlaslı kimselere zarar vermeyeceğini işlemiyorsunuz?
Sihir-büyü deyince pekala Peygamberimiz’in (s.a.v) büyüye uğraması film diliyle anlatılabilir, demonoloji deyince sahabenin bir müşrik kavmi okuyup koyun sürüsü kazandığı olay sinemalaşabilir, kehanet denilince Osmanlı’da kaç padişahın ölümünü tahmin edip “ilmi kendisine yaramadı” denilen ve kendi ölümünü tahmin ettiği halde engelleyemeyen Müneccimbaşı Hüseyin Efendi beyaz perdeye akdarılabilir. Ancak bizim milletimiz tarih bilincinden mahrum bırakıldığı için bunlarla değil, gayrıislami hayatların nasıl büyüyle, periyle zehir edildiği gibi hikayeleri izler, bunlara inanır.
Maalesef bu filmlerin etkisini sosyal medya sürdürüyor. Filmden çıkıyorsunuz, parayla karı-kocayı ayıran sapıklardan tutun şu kadar ayet okuyun düzelirsiniz diye milyonlara ulaşan sosyal medya fenomenleri, internette ortalığa pazarcıların artığı gibi saçılmış sihir kitaplarıyla etrafınız kuşatmış durumda. Küfür güçleniyor. İnsanlar sihirbazın tövbesinin kabul bile olunmadığını bilmiyor. Ancak en büyük kötülüğü sihirbazdan, cinden, nazardan korkarak; manevi kalkanını düşürerek; daha kötüsü itikadını zedeleyerek yapıyor.

Musa Kamil Ağra
2000'de Bursa'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı'nı bitirdi. Şimdi İstanbul Üniversitesi'nde yüksek lisans yapıyor. İlgi alanları edebiyat, dil, sinema.