İştiyakın İnşası

0 yorumlar

"Hiçbir amacım yok" diyen bir insana mantık kurallarıyla hayatın anlamını açıklamaya çalışmak, o insanı değiştirmez. Çünkü bu söz zaten mantığın ürünü değildir; mantık kılığına girmiş bir duygusal kapanmadır. Dolayısıyla çözümü de mantıktan gelmez.

Böyle bir insana ilk gösterilmesi gereken şey, onun hâlâ bir şeyler hissettiğidir. Bunu kanıtlamak kolaydır: acı. En duyarsızlaşmış insan bile eline dokunan ateşi reddeder, yalnızlığın getirdiği o soğuk ağırlığı hisseder. Acı çekmeme arzusu fıtridir, donanıma kodlanmıştır; bunu inkâr etmeye çalışan insan kendi bedenini yalanlamış olur.

Fakat acıdan kaçınmanın mantıksal bir zorunluluğu yoktur (bkz. "Acı Problemi"). Cehennem azabından ya da dünyevi acıdan kaçınmamız gerektiğine dair rasyonel bir kanıt sunamazsınız. Buna rağmen kaçınırız; çünkü bu duygusal bir zorunluluktur. İşte bu gerçek, "ben her şeyi mantıkla açıklarım" diyen insanın elindeki son kalkanı da düşürür. Kişi artık kendisinin soğuk bir mantık makinesi değil, duygularıyla ve içgüdüleriyle hareket eden canlı bir varlık olduğunu kabul etmek zorunda kalır.

Bu eşik aşıldıktan sonra geriye kalan soru şudur: bu insanda yaşama hevesini nasıl uyandırırsın? Cevap yine mantıkla değil, doğrudan istek donanımını tetikleyerek gelir. İstek ve heves bulaşıcıdır. Hayattan vazgeçmiş bir arkadaşına "hayatın bir anlamı var" demek yerine, gün boyunca çocukluk anılarından bahsetmek, canının nasıl yağlı bir kavurma çektiğinden söz edip onu o kavurmayı yemeye götürmek çok daha etkilidir. Ya da insanın kendi durağanlığında, bir şeyleri büyük bir iştiyakla isteyen insanların arasına karışarak o istek frekansını kendine kopyalaması gibi.

Bu sinyal bir kez alındığında, donmuş sistem çözülür. İnsan hissettiğini ve istediğini fark ettiğinde, bu uyanan istekleri beslemek için insanlarla temas kurmak, sosyal bir zemin inşa etmek zorunda kalır (bkz. "İstek ve İnancın Bulunması"). İstekleri yön kazandıkça eyleme geçer, eyleme geçtikçe sahadan veri alır ve o veriler onu bir sonraki adıma taşır. Artık masada oturup hayatı simüle eden pasif bir izleyici değil, sahada hareket eden ve amacını bulan aktif bir insandır (bkz. "Masada Çözülmez").

jakoup isaac

jakoup isaac

Yazılım ve sistem tasarımı ile uğraşıyor. Teorinin masada kalmayıp sahada eyleme ve berekete dönüşmesi, modern dünyada Müslüman bir kimlikle var olmanın pratik yolları üzerine odaklanıyor.