Pinokyo (2022) Film Tahlili

1 yorum
Pinokyo (2022) Film Tahlili

“Bir zamanlar kraldık. İkinci bir kez kral olabilir miyiz? Yıkanırdık süt banyolarında. Bir elimiz yağda bir elimiz balda (…)“ Çocukla çocuk olunmamalı. Pinokyo bir çocuk iktidarı filmi. Senaryo mühim, ve bir film yapmak için iyi bir senaryo başlıca mühim bir mevzu. Pinokyo, oğlunu savaşta kaybeden bir marangoz babanın icadı olan, meleklerin bir tür “ruh” üflediği bir oyuncak oğuldur. Bu oğulun gerçek insanlar dünyasında dikkat çekici sürüklenişleridir bütün hikaye. Oyuncaklar belki gündelik ihtiyaçları giderici. Gerçi oyuncaklardan önce konuşan ve poker oynayan böceklerin veya maymunların veya meleklerin de hayatımızdaki yeri de mühim (hayalî bir yerleri olabilir, ancak filmde bunlar gösterilmiş). Acab kutsalımızı basite mi irca ediyoruz? Yoksa kutsalımızı sorguluyor muyuz? Bunlar Pinokyo’dan sonra sorulması gereken sorular. 

Pinokyo filmi aslında kutsal aile, okul gibi konuları bir hiciv ağzından anlatıyor. Çocuk masalları da hiciv şeklinde anlatılabilir (“Hayvan Çiftliği” bu konuya bir misaldir: Bilindik bir ortama yabancı bir unsur sokulur ve hadiseler dallanıp budaklanır). Okulluluk sanata meraklı bir Pinokyo bakışıyla eleştirilir: Pinokyo sahiplenildikten sonra okul yolunda kandırılır. Sanatkârlık da ekonomik durumlar öne çıkarılarak eleştirilir: Pinokyo okuldan kaçmış fakir bir dansçıya döner. 

İstisnai olarak filmde fakirlik eleştirilmez: Baba, Pinokyo’yu daima gözetir, onu çocuğu sayar ve elinden bir şey gelmediğinde dua eder. Aslında bu film fakirlik sözkonusu olduğunda aileye yapıcı mesajlar içeren bir aile filmi: Yaramazlığın ekonomik darlıkla Pinokyo’yu ve babayı nasıl çıkmazlara düşürdüğünü çocukların diliyle işliyor. Yani fakirlik, çocuksu bir gözle bakıldığında iç zenginlik, yaratıcılık, komiklik, hayalcilik demektir: Maddenin yerini ma’na alır fakirlikte. Pinokyo’nun gözünden dünya bunu gösterir.

Filmin tek sürükleyici tarafı bu değil, büyülü-gerçekçi dilin yanında şarkılarla da bir melodram havası filmde verilmeye çalışılmış (melodramlar şarkılı da olsalar kaide gereği acı sonla biterler ki bizde buna misal ilk romanımız Taaşşuk-u Tal’at ve Fitnat’dır). Şarkılar ayrıca rüya sahnelerinde de kullanılıyor: Melekler (biraz Hristiyanî bir hava verilerek) şarkı söylüyor. Galiba hem izleyicinin dikkati bu sahnelerle toplanmaya çalışılıyor, hem Pinokyo’nun sanatkâr yönü böylece ortaya çıkarılmaya çalışılıyor.

Filmde aile yapılanmasını biraz açalım. Pinokyo’nun başına birçok tuhaflıklar gelir: Evden kaçar, denizlere düşer, ölüm tehlikesi geçirir. Ancak peşinde hep maddî sebebi olan yapımcısı (Baba) vardır. Bu sebeple Pinokyo aslında bir büyülü çocuk olarak büyülü gerçekçi bir atmosferde bize verilir: Sürekli nizamsızlık çıkaran insandışı oğul. Ancak film, dilini dinî temelli kurduğu için, Pinokyo’ya can veren melekleri, birbiriyle konuşan ölü ruhları bize sık sık bize rüya bağlantısıyla verir. Pinokyo’ya sık sık melekler gelir, Pinokyo sık sık ölülerle görüşür. Sanki bu tür ayrıntılarla aile yapısı da dinî bir dille sunulmaya çalışılmış. Ancak burada da kırılmalar var: bir çocuk ahlaken evden kaçar mı? Çocuğu karnavallar nasıl kandırır? Bazen harıtarlar bağlayıcıdır. Hele bu filmdeki gibi musikîyle birlikte sunulunca… Belki de duygulara yenilmemek. Aile bütünlüğünü korumak yönünde mesajlar veriliyor. Pinokyo, okul ve şehrinden uzakta da babasını hatırlıyor. Kukla arkadaşları oluyor. Belki buradaki mesaj da şu: Herkes kendi meşrebinde olana gitmeli.

Filmin hayal-hakikat arasında bir yolculuğu çağrıştırdığını buraya kadar okuyucu çıkarmış olmalı. Pinokyo filmde bazen hakikatleri söylemekte zorlanır. Her şey okullu olmak mıdır? Bu konuda da yalan söylemek doğru değil.Ölüm ve bekleyişi şöyle özetleniyor: “Belki de defalarca olacak” Kurallara kanunlara uymak zorunda mıyız? Belki hayatımızdaki bazı meseleler çocuksu bakış tarzımızdan kaynaklanıyor diyebiliriz.

Filmde belli sabiteleri de dikkatli bir gözle tespit edebiliriz: Hz. Yunus kıssasına da atıf var. 10 yılda bir güneş gören balina, bir tefekkür sığınağı. Filmde pinokyo ölüp ölüler diyarında birkaç kez canlanıyor ve yaşıor. Film, hakikati yaratmaya bir vasıta. Ölüm meleği ile buluşabilmek de marifet. “Hayat bazı acılar getirebilir. Ebedi hayat da ebedî acılar getirir. Hakikati karşılayabilmek gerek. Her an bitip tükenici. Pikonyonun yaşadığı rüyaları sinema gözlüğüyle seyrediyoruz. Aslında filmde ölümdeki trajediye değil değil, yumuşatılmış bir hayalî öte dünyaya göçmeye bir vurgu var. Bunu filmde anlatıcı olan hamamböceğinden görebiliyoruz. Hatırlayalım: Kafka da bu metaforu kullanır.

Acaba savaşmak mı savaşmamak mı? Hemingway’in romanını hatırlayalım: “Çanlar Kimin İçin Çalıyor?”. Savaş izafî, fakat gerçek dostluk bâkî. Fİlmde şu çelişki de mevcut: Acaba Pinokyo’yu vurmalı mı? Filmde bu seçenek canlandırılmış. Pinokyo bir sahnede yakılmak üzere çarmıha gerilmiş. Burada beğendirme hususunda kötücül tavrın Batı’ya has bir şey olduğunu tespit edelim. Her ne kadar film tonu itibariyle çocuksu da olsa, Heidi ve Andersen masallarındaki yer yer kötümserleşen tabloları devam ettiriyor. Daha enteresanı, Batı’da bu durumun istisnasının Doğu’dan alıntı eserlerde olması: Decameron’un Binbir Gece’den alındığı gibi. Ne gariptir ki Binbir Gece (şahsında Doğu) akılda “Kırk Haramiler” gibi haydutâne imajlarla anılıyor. Burada çerçeveyi daraltarak Pinokyo’nun yönetmeninin karanlık temaları sevdiğini hatırlayalım: Pan’ın Labirenti ne kadar kötücül bir çocuk filmiydi! Suyun Şekli ne ürkünç bir trajikomik aşk dramıydı!

Yönetmen merkezli bir okuma yapıldığında, Del Toro en şirin filmini çekmiş gibi görünüyor (yönetmende yıldan yıla, giderek izleyiciye yaklaşma ve fildişi kulesinden iniş görüyorum). Pinokyo, hem iyi hem kötü yönleriyle bir roman havası içinde verilmiş. Masalsı bir hikayeleme ancak modern anlatım tekniklerinden faydalanıyor (rüya sahneleri buna örnek). Pinokyo’da cisimleşen bir ölümsüzlük, aşkın olanla birleşme hevesi kamerada canlandırılıyor. Film daima insanın melekî ile iletişim kurma meylini anımsatıyor. Yani ciddiyet içinde sinemasal bir merhamete oynanmış.

İşin doğrusu hakim kültür bunu ekonomik gücüyle başarıyor. Ancak bir kültürel iktidar oluşmuyor: Herkes kendi vasatını paketliyor. Elbette dünyada bir çocuk izleyici var ve fazilet, ölüm ötesi, inanç gibi konuların işlenmesi söz konusu. Dünya kültürü belli metinlerle işlenirken değerler yaşatılıyor. Elbette bizim seyircimiz de kendi değerlerine yakın filmleri izleyecek. Pinokyo bir dünya klasiği ve filmi de klasiğin yorumu. Bu hususta filmcilikte de (hem imajinasyon hem anlatı itibariyle) vizyonunda da başarılı bir sanatçı olan Guillermo Del Toro’yu tebrik ederim. 

Yorumlar

peso789
11/29/2025

Scratch cards always feel like a little burst of optimism, don’t they? It’s fun to dream big! Thinking of trying online options too – heard peso789 online casino is popular in the Philippines with quick deposits & lots of games. Maybe a bit of luck is brewing! 😉

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra görünecektir.