The Odyssey Film Analizi

0 yorumlar
The Odyssey Film Analizi

Memleketimizde çoğu insan Yunan felsefesinin İslamî felsefeyi, tasavvufu beslediğini bilmez. Yunan, zındıktır der ve tartışmaz, kestirip atar. Her ne kadar politeist destanlardan beslenseler de muhtemelen tanrıların üstünde bir tanrıya inanan Eflatun, Mısır’da sekiz yıl; Pisagor on yedi yıl kalmıştır. Timaeus diyaloğunda Eflatun’a bir Mısırlı şöyle der: Siz hiçbir şey bilmiyorsunuz. Bu itirafa rağmen Yunan, Mısır ve Hint’ten kalan bilginin, tekniğin günümüze (nihayet İslam medeniyetine) ulaşmasını sağlayan umrandır. Bu birikimden, hem edebiyat hem din metni olan Odysseia (Odesa), hem tevhit inancına uyan hem uymayan noktalar barındırabilir. Ancak burada doğru tavır avama uyup kulak dolması bilgilerle yorum yapmak değil, kaynakları okumak veya yorumlanışlarını izlemek gibi tecrübelerle birincil bilgi edinmektir. Bu yüzden bu yazımda Nolan’ın Odesa yorumunun tevhit merkezli okumasını yapacağım.

Kader, hataların sebebi değil doğrulamasıdır. Odiseus, bir kahramandır ve Odesa kahraman destanıdır (İlyada gibi savaş destanı değil). Bu kahraman bir kehanete uyarak çocuğunun kendisini büyüyünce öldüreceğine ikna olmuş, çocuğunu öldürmüştür. Filmde (destandan farklı olarak) başta başına buyruk bir kahraman olarak tanıtılan Odiseus, zamanla Tanrıların yasasına ve kadere direnmeyi değil kadere boyun eğmeyi ve ailesine dönmeyi seçer. Filmde kehanete uymanın değil, kehanete rağmen kendi yolunu yürüyüp yaşamanın felsefesi anlatılır bir bakıma. Odiseus, çocuğunu öldürmüştür kehanetler yüzünden; bu yüzden askerlerinin ölümünü göze alır ve hepsinin öleceği kehanetini umursamaz.

Film ahlakı öne çıkarır, Odiseus’un askerlerini doğru göstermeye çalışmaz, yani hakikat neyse onu anlatır. Öyledir ki, Odysseus askerleri adına pişmandı: Askerler Kirke adlı büyücü tanrısının evine girmiş ve onun yemeğini yiyince hınzıra -yani hakikatlerine- dönüşmüşlerdi. Yine askerleri Troya’da halkı kılıçtan geçirmişlerdi. Filmin, özellikle Troya savaş tasvirlerinin Filistin’deki soykırımın üstüne çekilmiş olması manidardır. Yine askerler Güneş tanrısının ineklerini yakalayıp yerler, yemeleri yasak olduğu halde yerler. Odiseus onlara katılmaz. Neticede Poseidon gazaplanır ve Odiseus hariç hepsi bir fırtınada suya gömülür.

Odiseus’un değişmesi fikri filmde merkezîdir ve bu yönüyle destandan farklı bir biçimdedir. Her hikâyede ana kahraman değişir ancak Odiseus’un savaş, kehanet ve kahramanlık üzerine fikrinin değişmesi destandaki Tanrılara kafa tutmak fikrinden farklı olarak insanî bir senteze ulaşır. Bu bakımdan filmi serbest ancak başarılı bir yorum gibi görüyorum. Elbette bu senteze giderken gözünü kör ettikleri Tepegöz’ün deniz tanrısı Poseidon’un oğlu olduğunu öğrenmeleri, Kirke’nin doğru çıkan kehanetleri yani daha doğrusu kaderin tecellisi, Odiseus’un Calipso’yla rahat ve lotus çiçeğiyle uyuştuğu yaşantısının ortasında ailesini hatırlaması etkilidir.

Film uyarlamalarında – kitap tercümelerdeki gibi-  iki yol var ve bunu insanların çoğu bilmiyor: Kitabı harfiyen aktarmak veya yaklaşık dediğini anlatmak. Nolan yolu ikincisidir ve bu çağdaş, hümanist ancak destandan daha tevhit merkezli bir yorumudur. Şimdilerde bir film yorumunun ölü bir alan olan Yunan edebiyatını ne kadar dirilttiğini görmek, bana benzerinin yönetmenlerimiz biraz edebiyatımıza değer verse Türk edebiyatında olabileceği konusunda bana ümit veriyor. Kim bilir, belki Nabi’nin, Babürşah’ın hayatını sinemada izleyeceğiz ve gençler “Acaba nasıl yaşamışlardı?” diye soracak, merak edecekler…

Musa Kamil Ağra

Musa Kamil Ağra

2000'de Bursa'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı'nı bitirdi. Şimdi İstanbul Üniversitesi'nde yüksek lisans yapıyor. İlgi alanları edebiyat, dil, sinema.