Whiplash (2014) Film Tahlili

0 yorumlar
Whiplash (2014) Film Tahlili

Filmler bizim için değerli hale geldikçe filmlerdeki hayatlar da değerli hale geliyor. Bu hayat Batı’dan izliyorsak seküler, Doğu’dan izliyorsak romantik ama karamsar bir hayat oluyor. Gördüğümüz şeye benziyoruz. Bu yüzden, öğrenimimizi, hayal dünyamızı, konuşmamızı da etkiliyor filmler. Bir film-insan, görsel-insan, medya-insan haline gelmişiz ki bilmem farkında mıyız? Büyükler filmlerle, küçükler çizgi dizi/filmlerle idare ediliyor.

Bu kadar büyük bir topluluğa güdüleyici bir amaç lazım. Bu da “başarı” diye lanse ediliyor bu günlerde. Filmler başarılı veya gösterişli biçimde başarısız insanları anlatıyor. Bunlardan hangisini anlattığına sizin karar vereceğiniz bir film de Whiplash. Bu filmin adının çevrilmemesi belki bu ismin (“boyun zedelenmesi/kırbaç tesiri”) Türk literatüründe yer alsa da izleyici tarafından bilinemeyeceğinden. Whiplash küçüklükten beri bateri çalan ve bu hedefle bir orkestraya yazılan bir gencin hikayesi.

Filmde dikkat çeken bir yön filmin karanlık (belki de modern bir kara-film) olması. Orkestra şefi Terence kötü konuşuyor, bağırıyor; ve ilginç biçimde daima siyah giyiniyor. Film gece sahnelerine, karanlık icra salonlarına, gece kulüplerine ve opera sahnelerine yer veriyor. Bu sıralar Gölgeler Koridoru’nu okuduğum için, gecenin ruhî boyutları üzerine düşünüyorum. Gece velilerin aktif olduğu bir vakit. Gece ibadetinin ayrı bir kıymeti mevcut. Belki de filmde Batı’daki gibi âfâki gayretlerin gece çıktığına, insanların psikolojik çöküntülerinin ve  eşzamanlı dünyevi gayretlerinin yansıtıldığı bir alan olarak geceye kıymet atfediliyor (Filmde bir baterist depresyondan öldü diye anlatılıyor). Yani enfüs geceleyin ışık gibi zayıflarken âfâk (başarı, takdir, alkış) alıyor yürüyor. Hocasının tavrı çok ısrarlı ve zorba. Belki de hocasının kötücüllüğünü ancak gece teması kaldırabiliyor.

Filmde Andrew’in parmakları bateri çalmaktan yaralanıyor. Andrew, bir çalışmaya yetişeyim derken kaza yapıyor. Hocası Andrew’i ilk dinlediğinde ona sandalye fırlatıyor.Çalışırken sürekli ona “Not quite my tempo! (Benim tempom değil!)” diyerek çıkışıyor, idmanı başa alıyor. Filmin insanı çekip götüren yönü de bu: Andrew daha ne kadar zorlanacak.. Filmde herkesin farkettiği gibi bir musiki senkronizasyonu var: Tempo hocanın istediği gibi film boyunca düşmüyor, Andrew çılgınlar gibi hocasının temposuna yetişmeye çalışıyor, hocası tavrını koruyor vs. Yani hoca dediğim dedik, dik fakat kibirli bir duruşta; çocuk ısrarcı, çalışkan ama kendini tanıyamamış konumda. Andrew’de görülen süreğen başarı izleyiciye “Buna değer miydi?” sorusunu sordurtmak için aksiliklerle, dikkati toplamak ve güçlü bir katarsis yaşatmak için musiki temposuyla beraber verilmiş gibi görünüyor.

Filmin en dokunaklı kısmı galiba Andrew’le hocasının yollarının ayrıldıktan sonra tekrar kesiştiği bar sahnesi. Yine karanlık, basık bir barda Andrew hocasıyla tekrar karşılaşıyor. Bu sahneye doğru bilinçli bir şekilde musiki temposu hafifletilmiş. Film bu sakinlikten sonra adeta “Ben bitmedim!” diyor ve ikili tekrar yolları birleştiriyor. Ve kafamızda o soru: Andrew daha ne rezillik yaşayabilir?

Son sahnelerde Andrew’in yüzünü okuyoruz: Andrew acı çekiyor, kıvranıyor. Bir ızdırabın haritasını o yüzde okuyor seyirci. Ve yine aynı soru: Bir zevk için bu kadar acıya değer miydi? (Yüzlere beklediğim kadar odaklanmamış bir film Whiplash. Sanırım bu filmi “Şirin” adlı güzide eseriyle 2008’de çoktan aşmış Kiyarüstemi). Gerçi sorgulanabilir: Andrew’in gayreti zevk için mi başarı için mi? Herhalde Andrew’in gayreti bir tempo içindi diyebiliriz işaretbilimsel bir okumayla. Çünkü filmde “acı, zevk, başarı” gibi kavramlar geçmiyor. Sürekli “tempo...tempo...tempo...” ilh.

Seyyit Hüseyin Nasr’ın bir sohbetinde dinlemiştim. Gençliğe şöyle diyor mealen:

- Gençler kulaklık takıp yollarda musiki dinliyor. Düşünmeliler: Acaba dinlediğim musiki ruhumu akort ediyor mu, içimle bir mi gidiyor? Yoksa benden, ruhumdan ayrı mı? Bana ne kadar hitap ediyor?

Bilhassa Gazzali’nin nefse hitap eden musiki konusundaki fikirleri Whiplash’le de okunabilir. Bu filmde belki şehveti değil kibri getiren bir musikiden (Terence için) veya musiki için musikiden (Andrew’e bakılarak) bahsedilebilir. Bu da bizi film yoluyla düşünmeye sevketmeli: Sanat ego için midir veya sanat için midir?